Dörtlünün emanetçisi

Dörtlünün emanetçisi
@Kitapsever1814
Yazılarımı, özetlerimi ilim sahibi değil talepkârı olan biri olduğunu bilerek ve "Allah alıntı yaptığım kişiden aile ve neslinden razı olsun" duasını ekleyerek - başka mecralarda paylaşmak üzerede- alabilirsiniz :) :)
109 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
EY OĞUL! Sana sekiz öğüdüm var. Yarın kıyamet günü ilminin senden davacı olmaması için bunları kabul et. Bunlardan dördüyle amel et, dördünü de terket. 1-) Terketmen gereken dört şeyden ilki: Gücün yettiği kadar, kimseyle herhangi bir mevzuda münakaşa yapmaktan sakın. Münakaşa; riya, haset, kibir, kin, düşmanlık, böbürlenmek gibi bütün kötü huyların kaynağıdır.  Bil ki, müşkil olan bir mesele hakkında soru sormak, kalbin hastalığını doktora arz etmek; o soruya cevap vermek ise hastalığın izalesi için çaba sarfetmek demektir. Bil ki, cahiller kalpleri hasta olan kimselerdir; âlimler de doktorlardır. Bilgisi az olan âlim, tedaviyi güzel yapamaz. Bilgisi tam olan bir alim de her hastayı değil, ancak iyileşmesi mümkün olan, tedavi olmaya müsait kişileri tedavi edebilir. Eğer hastalık, vücuda iyice yerleşmiş, tedavisi mümkün olmayacak bir duruma gelmişse, usta bir doktorun bu durumda yapacağı: “Bu hastalık ilâç kabul etmez, boşuna uğraşarak vakit kaybetme!” demekten ibarettir. (((Sonra şunu bil ki, cehalet hastalığı dört kısımdır: Bunlardan sadece biri tedavi edilebilir; diğerlerinin tedavisi ise mümkün değildir.  Birincisi:Soru ve itirazları, haset ve öfkesi sebebiyle olan kimsedir. Her ne kadar sen ona en güzel cevaplar versen, açıklasan ve izah etsen de onun öfkesi, kin ve düşmanlığı daha da artar. Bu durumlarda en doğru yol, onun sorularına cevap vermekle meşgul olmamaktır. Sana düşen bu gibi kimselerden yüz çevirmen ve onları hastalıklarıyla baş başa bırakmandır. İkincisi: Hastalığı ahmaklığından dolayı olan kimsedir. Böyle kimselerin hastalığı da tedavi olmayı kabul etmez. Bu kimseler hakkında Hz. İsâ (a.s)şöyle demiştir: “Ben, Allah’ın (c.c) izni ile ölüleri diriltmekte bir zorluk çekmedim; fakat ahmakları tedavi etmekten âciz kaldım.”  Bu gibi kişiler, az
Din
Reklam
Sonra bana mektubunda kulluktan soruyorsun. Bil ki, kulluğun temeli üç şeydir: 1- Dinî hükümleri korumak. 2- Allahu Teâlâ’nın taksimine ve kazâ-kadere razı olmak. 3- Allahu Teâlâ’nın rızâsı uğruna nefsinin rızâsını terketmek.
Din
tasavvufun iki temel özelliği vardır: 1-İstikamet. 2-İnsanlara karşı sükûnetle güzel muamele.
Din
Gerçek bir mürşidde şu sıfat ve hâller bulunur: Kâmil mürşid, dünya ve makam sevgisinden yüzünü çevirir. Tâbi olduğu mürşidlerin silsilesi Hz. Peygambere (s.a.v) kadar ulaşır. Nefsini terbiye etmiştir. Güzel ahlâk sahibidir. Az yer, az konuşur, az uyur. Çok namaz kılar, oruç tutar, sadaka verir. Ayrıca o, basiret sahibi bir şeyhe tâbi olarak sabır, dua, şükür, tevekkül, yakîn, kanaat, nefis huzuru, ağırbaşlılık, tevazu, ilim, sadakat, haya, vefa, vakar, sükûnet ve temkinli olmak gibi güzel ahlâkları kendinde bulundurur. Bu kimse, Hz. Peygamber’in (s.a.v) nurlarından bir nurdur, ona uyulması uygundur. İşte böyleleri, kibrit-i ahmer (kırmızı kükürt) gibi nadiren bulunur.
Din
Hatim el-Esam, Şakîk-i Belhî’nin sohbetlerine devam eden talebelerinden biriydi. Bir gün Şakîk-i Belhî ona: “Otuz senedir benim yanımda bulunmaktasın; bu zaman içerisinde ne elde ettin?” diye sorar. Hatim el-Esam: “Ben okuduğum ilimden sekiz faydalı şey elde ettim, onlar da bana yeter. Çünkü kurtuluşumun bunlarda olduğunu ümit ediyorum” der. Şakîk: “O sekiz şey nedir?” diye sorar. Hatim el-Esam şöyle anlatır: Birinci fayda: Ben bütün mahlûkata baktım; onların her birinin aşık olduğu ve sevdiği birinin var olduğunu gördüm. O sevgililerden bazıları, sevdiklerine ya ölüm hastalığına yakalanana ya da mezarının başına kadar eşlik ediyorlardı. Sonra onu tek başına bırakıp gidiyorlardı. Kimse onunla beraber kabir çukuruna girmiyordu. Ben de düşündüm ve kendi kendime: “Kişinin en sevgili dostu, kendisiyle beraber kabir çukuruna girip ona arkadaşlık edendir” dedim. Kabrimde bana dostluk yapacak hayırlı ve salih amellerden başka bir şey göremedim. Ben de, kabrimde bana ışık olsun, benimle muhabbet kursun, beni yalnız başıma bırakmasın diye salih amelleri kendime sevgili edindim! İkinci fayda: Ben insanları, arzu ve isteklerinin peşinde koştuklarını, onun emirlerini yerine getirmek için acele ettiklerini gördüm. Allahu Teâlâ’nın: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranın varacağı yer cennettir” âyetini düşündüm; Kur’ân-ı Kerîm’in hak ve sadık olduğuna inandım. Ben de, nefsimin kötü arzularına muhalefet etmek için çalıştım, onu terbiye etmek için kolları sıvadım; nefsim, Allahu Teâlâ’ya itaate razı olana ve O’na boyun eğene kadar buna devam ettim. Üçüncü fayda: Gördüm ki, bütün insanlar dünya malı toplamak için çırpınıyorlar, sonra da onu ellerinde tutmak için çaba sarf ediyorlar. Ben yüce Allah’ın: “Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah
Din
Reklam