Arkadaşımın tavsiyesiyle okumaya başladığım Keşke Kadın Olsam, ilk başlarda tam olarak ne anlatmak istediğini anlamadığım bir kitaptı. Sayfalar ilerledikçe Aykut Oğut’un kendi yaşamından örnekler vererek kadın olmanın öneminden bahsetmeye çalıştığını anladım. Yazar, kadınların güçlü yönlerine odaklanarak, aslında hayatımızı nasıl şekillendirdiğinden bahsediyordu.
Ancak okudukça bazı noktalar beni rahatsız etti. Kitap, kadınları idealize eden bir dille yazılmıştı ve bu durum bana zaman zaman pozitif ayrımcılığın bir örneği gibi geldi. Kadınları güçlü ve özel kılmaya çalışan bu anlatım, bir yandan dikkat çekiciydi ama diğer yandan eşitsiz bir bakış açısı sunduğunu düşündüm.
Kitapta geleneksel kavramlar, özellikle kız isteme törenleri gibi ritüeller üzerine yapılan yorumlar ilgimi çekti. Daha önce pek düşünmediğim detaylara odaklanmamı sağladı ve bazı tespitleri haklı buldum. Fakat yine de, kitabı tam anlamıyla özümsediğimi söyleyebilir miyim emin değilim. Akıcı bir dili olmasına rağmen, başlığı da dahil olmak üzere bazı noktalar beni rahatsız etti.
Belki de asıl mesele, yazarın gerçekten objektif olup olmadığıydı. Bir erkeğin kadın olmayı dilemesi fikri ilginç gelse de, bunu anlatırken ne kadar tarafsız olduğu konusunda soru işaretlerim oldu. Kitabı okurken zaman zaman kendi önyargılarımın mı devreye girdiğini yoksa gerçekten bazı bakış açılarının tek taraflı mı olduğunu sorguladım.
Genel olarak "Keşke Kadın Olsam" düşündüren, sürükleyici ama yer yer eleştirel gözle okunması gereken bir kitap oldu benim için. Bir erkek gözüyle kadınlık deneyimini nasıl anlatması gerektiği tartışılır. Yine de, okurun kendi bakış açısını sorgulamasına neden olması açısından değerli bulduğumu söyleyebilirim.