"Toplum bazı şeyleri erdem, diğerlerini kusur olarak dayatan kadim bir büyücüydü. Artık toplumun sırrını öğrendiğine, büyücülükte ustalaştığına göre, erdemlerini kusurlara, kusurlarını da erdemlere dönüştürecek miydi?"
Felsefesi her şeyden sıyrılmaktı: değerlerden, ideallerden, inanç sistemlerinden ve prensiplerden, bütünüyle toplumsal kültürden. Alaycı bir tavırla, "Ailem bana, beni memnun edecek hiçbir şey bırakmayacağına göre, ben de onlardan beni üzecek hiçbir şey miras almamalıyım," diye düşündü..27 Dünyadaki en doğru denklem: din + bilim + felsefe + ahlak = peh." Felsefe sistemlerini arzularına uyan sinik bir mantıkla açıklıyordu. Descartes'ın önermesi "Düşünüyorum, öyleyse varım," onu şaşırtıyordu ve ruhun varoluşun temeli olması konusunda onunla aynı fikirdeydi. Ayrıca, kendi ruhunun varoluştaki en önemli şey olduğunu, onun mutluluğunun da tek önemli şey olduğunu söylüyordu. Aynı zamanda, sosyal kuramcıların toplumların kendi etik ve dini değerlerini yarattıklarına dair iddiasını da beğeniyordu. Bu yüzden de, bir prensibin ya da değerin ruhunun mutluluk arayışını engellemesine izin vermenin cahilce ve aptalca ol-duğunu düşünüyordu..