Tarih de öğretelim, coğrafya da öğretelim, kimya da öğretelim ama ne öğretirsek öğretelim bu işin içine merak ve tutku da katalım..
Okulların yıllarca sistematik olarak sömürüp ardından başarısız olarak nitelediği çocuklar bizim çocuklarımız. Sınıflarda arka sıralarda oturan, unutulmuş milyonlarca çocuktan biri olarak söyleyebilirim ki her çocuk başarılıdır ve okul bize yalan söyler.
şimdi lisede olan, ellerinden test kitapları eksik olmayan gençleri düşünüyorum; harıl harıl soru çözüyorlar, toplamda yapacakları netin hesabını çıkarıyorlar. Iki soru eksik, iki soru fazla yaparlarsa hayatlarında nelerin değişeceğini bildikleri için gerginler. Bu çocuklar belki de şu an ilk aşklarını yaşıyor, bahar gelmiş, isteseler dünyayı bir uçtan bir uca koşacak enerjileri var, hayatlarının en güzel dönemlerindeler, bir daha içinden geçtikleri yllara dönemeyeceklerinin farkında değiller. Bu çocuklara az da olsa özgürlük alanı açmıyoruz. Senin talime ve terbiyeye ihtiyacın var diyerek, bir kurul tarafından hazırlanan müfredatın içinde boğulmalarına göz yumuyoruz. Ileride bir daha karşılaşmayacağın bilgilerle donanman, bu bilgilerle ilgili testlerde başarını artırman, bir üniversiteye girmen ve... "Ve" sinyok. Sonrasının iyilik güzellik olmadığını biz yaşayarak gördük, günümüzün okuttuğu öğrenciler de ileride görecek.
Satın aldığımız ürün ayıplı çıkarsa tüketici olarak hakkımızı sonuna kadar arayabiliyoruz ama vergilerimizle işleyen eğitim sistemi hakkında ne yazık ki söz hakkımz bulunmuyor. Hiçbirimiz geçmişte aldığımız binlerce anlamsız dersle ilgili hesap soramıyoruz, "ah"lar ile geçmişi yâd etmek dışında bir şey yapamıyoruz. Farklı disiplinlerdeki temel bilgiler hariç, uzmanlaşma öncesi verilen onca içeriği bir kuşağı yok etmek olarak görüyorum. Öğrenecekleri üstünde söz sahibi olmayan çocuklara dünyalar yüklüyoruz. Yaşamsal bilgilerden uzak, üç gün sonra unutulacak bilgilerle dolu çocuklar yetiştirmeye devam ediyoruz..
Yine aynı kitapta öne sürülen, "Çok çalışmak, hiçbir anlam taşımadığında bir hapis cezasıdır" yargısı bana daha tanıdık geliyor. 15 bin saatin üstünde derse boğduğumuz çocukları düşünelim, bırakalım herhangi bir konuda uzmanlaşmayı, herhangi bir konuda anlamlı ve derinlemesine dişünme sağlıyor muyuz diye soralım kendimize.
Saatteki yelkovanın sıkıcı derslerde nasıl da ilerlemediğini hepimiz deneyimleyerek yaşadık. Eğitim bakanımızın da dediği gibi sınıf kapılarının iç tarafı her zaman daha çok yıpranmıştır.