Serap Kaya

Hayatında hiç sınıfa girmemiş akademisyenler , öğretmenlere teorik kuru bilgi ile sinif yönetimi anlatıyor.
Sayfa 26·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ortaokul bölümü bittiğinde sistem kendine göre bir eleme yapıyor, fabrikanın standardına göre iyi olduğu düşünülen ürünler, "nitelikli okul" diye adlandırılan fabrikaya gidiyor; diğerleri de "eh işte" isimli bölümlere alnarak daha büyük makinelerin olduğu lise alanında işlenmeye devam ediliyor. Bu fabrika ile ilgili en büyük sorun, makinelerin birbirinden bağımsız olması. Türkçe makinesinin fen makinesi ile, sosyal bilgiler makinesinin görsel sanatlar makinesi ile uzaktan yakından ilgisi yok. Birbirinden bağimsiz makinelerin tek derdi, kendi işlerini bir an önce bitirerek ürünü bir sonraki dişliye aktarmak. Fabrika kalite kontrol denetçilerinin baktığı tek şey ise ürünün makineden çıkışı. Ürünün içi dolu mu, boş mu? Doluysa ne mutlu, boşsa vah vah, tüh tüh! Kimse ürünlerin makine içindeki yolculuğunu umursamıyor. Durum öyle bir hal almış ki ürün bile yolculuğunu umursamyor. Tek bir dert var, bir sonraki adıma bir an önce geçerek fabrikadan bir önce çıkmak. Komik olan şu ki bu her yeri dökülen, eski püskü, ha bire yağlama ile çalışan, sadece çarklarında sorun olduğunda minik değişimler yapılan, makineleri çoktan eskimiş ama değiştirilmesi binlerce bürokratik adıma bağlı olduğu için dokunulmayan sistem, çocuklarmızın başarılı ya da başarısız olduğuna karar veriyor. "Başarı" ve "başarısız" nitelemesi oldukça önemli bir yargı. Bireylerin kaderini etkileyecek bu iki yargıya, ney, nasıl ve neden ölçüp değerlendirdiği, çok sorgulanmayan sınavlarla ulaşılıyor.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Her çocuk başarılı olmak, görülmek, kendisine değer verildiğini hissetmek ister. Size yıllardır bu sistemin içinde olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki bu sistem öğrencilere neyi başarabildiklerini söylemek yerine, neyi başaramadıklarını söyleme konusunda kusursuz işliyor. Çok meraklı, çok heyecanlı, daha okuma bilmiyorken kitaplara düşkün, binlerce sorusu olan çocuklar, okula başladıktan son değişmeye başlıyorlar. Sorular bitiyor, merak azalıyor, kitaplardan uzaklaşıyorlar. Öğrenmek için can atan çocukların öğrenmemeleri için her şeyin denendiği sisteme eğitim diyoruz. Bunda sizce de bir terslik yok mu?
Sayfa 25·Kitabı okudu
Elması kızaranlara niye matematikte daha hızlı olmadığı, iyi şut çekenlere niye hızlı okuyamadığı, teşekkür getirenlere niye takdir getirmediği, takdir getirenlere niye onur listesine giremediği soruluyordu. Hep daha iyisi, hep daha başarılısı vardı ve kimsenin başarısı yeterli değildi.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Sen ikinci olduysan bir başkası birinci olmuştur." İkinciliği başarısızlık olarak gören bir anlayış; birinci olmayı, herkesi geçmeyi, daha çok çalışmayı, daha ileriye gitmeyi körükledikçe kaybettirdiğini fark etmiyor. Dört yaşındaki çocuğu için okul arayışına giren anne ve babaların okul görüşmelerindeki ilk sorusu "sınav başarısı" oluyor. Başarın bu kadar yüceltildiği bir ortamda başarısızlığa kimsenin tahammülü yok. Uzun yıllardır allanıp pullanıp anne ve babaların zihnine servis edilen bu başarı algısını okullar da çok sevdi. Bu kocaman yalan, hep beraber büyütülüyor ve her geçen gün içinden çıkılmaz bir hale getiriliyor… Okul denen sistem, içine aldığı çocukları etiketleyerek ayrıştırmayı çok seviyor. Başarılı, başarısız, tembel, çalışkan, uslu, yaramaz, düzenli, düzensiz, dikkati dağınık, okur, okumaz; her sınıf seviyesinde çocuklar bu kategorilerden birine yerleştiriliyor. Başarlı çekmecesine alınan çocuklar, "daha da başarlı olmalı çıtası" altında eziliyor; başarısız çocuklar çekmecesinde olanlar, boynunu eğip bekliyor.
Sayfa 21·Kitabı okudu