“Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye.
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.”
5 saniye kuralı da neymiş? merakıyla elime aldığım bu eser, temelinde oldukça basit ama iddialı bir prensibe dayanıyor. Yazarın savunduğu ana fikir; bir işe başlarken detaylarda boğulmak yerine (54321 ) geriye doğru saymak ve doğrudan harekete geçmek.
Kitabın büyük bir bölümü, bu kuralı uygulayan kişilerin başarı hikayelerinden ve mesajlarından oluşuyor. Yazar, kuralın işe yaradığını bilimsel teorilerden ziyade toplumsal kanıtlarla (örneklerle) ispatlamaya çalışmış.
Kitabın ilerleyen sayfalarında yazarın ciddi bir tekrara düştüğünü gözlemledim. Ana fikir net bir şekilde verilmesine rağmen, benzer örneklerin sürekli yinelenmesi okuma akıcılığını biraz zayıflatıyor.
Benim okuma zevkime pek hitap etmediğini belirtmeliyim.
Keyifli okumalar
Fantastik türünde bir eserle, üstelik yazardan okuduğum ilk kitapla karşınızdayım. Aslında çok sık tercih etmediğim bir türe ait olan bu serüven, küçük mucizeleriyle hayata tutunmaya çalışan Luzia’nın hikayesini anlatıyor.
İlk sayfalarda karakter isimlerinin çokluğu ve kurgunun durağan ilerlemesi nedeniyle hikayeye tam olarak odaklanamadım.
Kitabın yarısından sonra, daha dikkatli bir okumayla olaylar beni içine çekmeyi başardı.
Olay örgüsü o kadar fantastik ve alışılmışın dışındaydı ki, zaman zaman zihnimde canlandırmakta güçlük çektim. Bu türü çok sık okumadığım için kurgu beni biraz yormuş olabilir.
Yine de farklı bir atmosfer solumak ve Engizisyon döneminin o puslu havasında bir yolculuğa çıkmak ilginç bir deneyimdi.