Kazadan önce olsa minik bir aşk üçgeni olarak nitelenecek bu durum (Serap bu konuda ısrarlıydı) şimdi bir ucu hayatta, bir ucu ölümde üç halkalı bir zincirdi. Serap ölüme dokunuyordu, Aslı hayata... İkisinin arasında gerili duran Cem yine de dayanıklı olduğunu düşünüyordu.
Son geldiğinde Merve'yi şaşırtan evin saat gibi çalışan düzeni, Serap'ın pırıl pırıl yatakta yatıyor oluşu değildi; tüm odalara yayılan müziğin yüksekliği ve yoğun yemek kokusuydu. İtalyan mutfağından seçmeler yapıyordu o dönemde. Sarmısak, zeytinyağı, balık kokuları eve başka bir hava veriyordu. Yaşanan bir yer. Bir yuva. Serap birazdan gerinerek uyanacak ve Cem'in yaptıklarına hayranlıkla bakacaktı.
Durdum, şaşkın ve gözlerim yaş doldu, yaktı ama akmadı. Sanırım gözyaşı akıtacak kadar değerim olmadığını hissettim, insanı ağlatan kendine acıma duygusuna sahip değildim ve yanan göz bebeklerimde bana tuz saçan yaşları tuttum, akıtmayı hak etmediğim yaşları.
Akmasalar da yaşlar bana öyle eşlik etti ve merhametle beni öyle yıkadılar ki teselli olmuş başımı eğdim. Ve bir seyahatten dönen biri gibi, sessizce yine yatağın üzerine oturdum.