İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar. Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir. Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle, sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir. Üstelik onu doldurmak için koyduğu her nesne boşluğu küçülteceğine, genişletmiştir. Ateşe atılan odun gibi... O günden sonra ne eşya ne para, ne başka bir şey. O boşluğa inanır ve içine sığacak birini arar. O insanı bulunca ya da bulduğunu sanınca da boşluk, dev bir denize dönüşüp arayanı dibine çeker.”
Kendini bulmakla, kendini anlamayı karıştırma. Aralarında cennetle cehennem arasındaki mesafe kadar bir boşluk var. Ama kendini bulmak için de başkalarına benzemeye çalışma sakın. Her şeyin başka bir şeye dönüştüğü bu uğursuz dünyada kendin olarak kalabilmektir asıl mesele. Bu duydukların hakikatin özü değil, yankısıdır. Sesin özünü bulana kadar sessizliğe minnet et.