Bir insan, ardından kimsenin, hiçbir grubun, bir örgütün, belki bir tek kişinin bile gelmediğini bilerek nasıl dayanırdı yaşamaya; sabahçı kahvelerinde, meyhanelerde, bir iki arkadaşın soğuk odasında tek başına? Reklamını yapmadan, kendini övmeden, karşılık ummadan, verilenleri reddederek, nasıl? Kitap çevirerek eline geçen birkaç kuruşla, hem de çevirdiği kitabı çevrilmeye değer bulmadan, hiçbir insanı sevilmeye değer bulmadan? İnsan her şeyi ve kendini yıkmayı bir yaşama biçimi yapar da, ama toplumun tepeden tırnağa kökten değişmediği sürece hiçbir şeyine de “he” dememeye kararlı olur da, nasıl bir yol tutturabilir yaşayabilmek için?