Herkese selamlar kitap dostlarım!
Bu akşam Yaşar Kemal ’in muhteşem destansı kitabı Ağrıdağı Efsanesi ‘ni inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım.
Yaşar Kemal… Yaşar Kemal… Yaşar Kemal!..
Nasıl bugüne kadar senin kıymetini bilemedim, okumayı bu zamanlara bıraktım ben! 2025’te İnce Memed serisi ile başladım yazarı okumaya ve bu da okuduğum ikinci kitabı… Bu nasıl bir dil, bu nasıl bir üslup, bu nasıl betimleme, bu nasıl halk ile bütünleşme, nasıl bir doğa ve coğrafya sevdası, nasıl hem bu kadar doğal hem de bu kadar edebi yazabiliyor gerçekten hayran kaldım bir kez daha… Hani bazı yazarlar vardır ya bir tek satırdan bile tanırsınız onu, işte Yaşar Kemal tam da bu tanıma uyuyor. Her kitabında doğayı bir karakter gibi işlemesiyle, bölge halkının bütün gerçeklerini, çektikleri çileyi, ezenleri ve ezilenleri muhteşem bir şekilde anlatıyor. Yaşar Kemal’imiz olduğu için bir kez daha gurur duydum. Ve külliyatını da bitirmeyi niyet edinmiş bulunmaktayım.
Şimdi gelelim kitabımıza…
Eser; bir aşk destanı diye geçiyor literatürde ki zaten okuyunca göreceksiniz şiirsel destansı bir anlatı var.
Ama asla sadece bu kadar değil… Bir coğrafyanın izini de sürebiliyoruz kitapta, gelenekleri de görenekleri de. İnsanın onuru için, inandığı değerler için, nelere katlanabileceğini, nasıl mücadele ettiğini de görüyoruz Ahmet üzerinden… Mahmut Han üzerinden ise insanın egosu, kibri, makamı için nasıl alçalabildiği, ne derece kötülük yapabildiğini görüyoruz. Haklının kim olduğunu dosdoğru bilmelerine rağmen Paşa’dan korktukları için koca koca Beylerin nasıl da kedi gibi sindiklerini, güç karşısında, otorite karşısında nasıl da gurursuzca, şerefsizce küçülebildiklerini de görüyoruz. Gülbahar üzerinden ise gerçek sevginin, aşkın insana neler yaptırabileceğini görüyoruz. Memo’dan fedakarlığı, Demirci Hüso’dan
“Oysa sen bambaşka bir kadınsın, hayal kırıklıklarına teslim olma lütfen. Gerekirse sana bunu sonsuza kadar tekrarlayabilirim:
Sen değerlisin, sen değerlisin.”