“Güzelsiniz ama boşsunuz," diye devam etti konuşmasına Küçük Prens. "Sizin için kimse canını vermez. Şüphesiz benim gülüm bana güzel; yoldan geçen sıradan birisi onu sizlerden biri sanabilir. Ama o bir başına hepinizden daha önemli; çünkü benim suladığım o. Çünkü fanusun altında muhafaza ettiğim o. Çünkü rüzgâra karşı önüne paravanla set çektiğim o. Çünkü uğrunda -sonradan kelebek olan iki üç tanesi dışında- tırtılları öldürdüğüm o. Çünkü yakınmalarını, böbürlenmelerini ve hatta kimi zaman da suskunluklarını dinlediğim o. Çünkü o, benim gülüm."
Evcilleştirmek ne demek?"
"Şimdilerde unutulmuş bir şey,” dedi tilki. "Bağ kurmak demek."
"Bağ kurmak mı?"
"Evet," dedi tilki. "Sen şu an benim için diğer yüz binlerce çocuğa tıpatıp benzeyen küçük bir çocuktan başka bir şey değilsin ve benim sana ihtiyacım yok. Ben de senin için diğer yüz binlercesine benzeyen bir tilkiyim yalnızca. Senin de bana ihtiyacın yok. Ama olur da beni evcilleştirirsen bizim birbirimize ihtiyacımız olur. Benim için dünyada senin eşin benzerin olmaz. Senin için de benim..." "Anlıyorum galiba," dedi Küçük Prens. "Bir çiçek vardı. Anlaşılan o çiçek beni evcilleştirdi."
"Ne tuhaf bir gezegen!” diye düşündü Küçük Prens, "Kupkuru, sipsivri, hem de sert. İnsanlar hayal gücünden yoksunlar. Kendilerine söyleneni tekrarlamaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar. Oysa gezegenimde bir çiçeğim vardı. Her zaman ilk o konuşurdu.”
"Çiçeğim geçici," dedi Küçük Prens kendi kendine. "Onun kendini dünyaya karşı savunacak dört dikeninden başka hiçbir şeyi yok! Ve ben onu gezegenimde bir başına bıraktım!"