Begüm Destebaşı

Begüm Destebaşı
@Kitapvesile
Biraz avukat, çokça anne, her zaman kitap sever...
Avukat
Ankara
Çanakkale, 22 Kasım 1988
62 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Altı Harfli Bir Tatlı / Şermin Yaşar
Puan vermedi·248 syf.··
2026 35. kitabı
Şermin Yaşar’ın kalemini uzun zamandır merak ediyordum ve bu romanla tanışmış oldum. İlk dikkatimi çeken şey, yazarın yalın ve gösterişsiz anlatımıydı. Öyle bir dili var ki okurken kendinizi bir köy bahçesinde, karakterlerin karşısına oturmuş da hikâyelerini bizzat onlardan dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, karakterlerin siyah ya da beyaz olarak çizilmemiş olmasıydı. Şermin Yaşar, kahramanlarını aklamaya çalışmıyor; onları tüm kusurları, eksiklikleri ve kırgınlıklarıyla okurun karşısına çıkarıyor. Bu yüzden bazı anlarda karakterlere üzülürken, bazı anlarda onlara kızıyor; hatta yer yer yaşadıklarıyla yüzleşmelerinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorsunuz. Bu grilik hissi, romanı benim gözümde daha gerçek ve etkileyici kıldı. Selime Teyze ise okurken en çok zorlandığım karakter oldu. Kocasını kaybettikten sonra kendi yasına öylesine gömülmüş ki çocuklarının yalnızlığını, ihtiyaçlarını ve kırgınlıklarını göremez hâle gelmiş. Roman boyunca Selime’den çok onun çocuklarına üzüldüm. Özellikle Yıldız’ın hikâyesi yüreğime dokundu. Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra, annesini de manevi olarak yitirmiş bir çocuğun yalnızlığı çok gerçek ve çok acıydı. Tüm zorluklara rağmen okuyup doktor olması ise onun adına sevindiğim nadir anlardan biri oldu. Bir diğer yaralı hikâye ise Meltem’inkiydi. Daha bebekken annesi tarafından terk edilen, hayatı boyunca anne-baba eksikliğiyle büyüyen Meltem’in sevgi arayışı içimi burktu. Evliliğinde de aradığı sıcaklığı bulamaması, ait olma ihtiyacını sürekli içinde taşıması karakterini benim için daha da dokunaklı hâle getirdi. Romanın sonunda, babaannesinin tarif defterinden çıkan ve dedesinin bulmacadaki “altı harfli bir tatlı” sorusuna verdiği “Meltem” cevabı ise kitabın en güzel anlarından
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Roza Dorea ve Devrimin Kanatları / Berna Güzel
Puan vermedi·430 syf.··
2026 34. kitabı
Bir serinin final kitabı, çoğu zaman bütün hikâyenin kaderini belirler. Ne kadar etkileyici bir başlangıç yapılmış olursa olsun, okurun zihninde kalacak son izlenim genellikle finaldir. Berna Güzel’in Roza Dorea serisinin üçüncü kitabı Devrimin Kanatları ise seriyi yalnızca başarılı bir şekilde tamamlamakla kalmıyor; önceki iki kitabın üzerine çıkarak anlatının bütünlüğünü ve gücünü pekiştiriyor. Fantastik edebiyatta sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, seri ilerledikçe karakterlerin tutarsızlaşması ya da ilk kitaplarda kurulan yapıların yeterince karşılık bulamamasıdır. Devrimin Kanatları bu açıdan oldukça sağlam bir yerde duruyor. İlk kitaptan itibaren işlenen temalar, verilen ipuçları ve karakter gelişimleri finalde anlamlı bir bütün oluşturuyor. Kurulan evren derinleşirken hikâye de kendi iç mantığını koruyarak ilerliyor. Roman boyunca yalnızca büyük bir savaşın sonucunu değil, karakterlerin içsel dönüşümlerini de takip ediyoruz. Kehanet Çocukları’nın, Lefter’in ve Vasilis’in büyüme hikâyeleri; aile bağları, aidiyet duygusu, kayıplar ve yeniden kurulan hayatlarla iç içe geçiyor. Özellikle yan karakterlerin dahi yalnızca hikâyeyi ilerleten figürler olarak kalmayıp kendi motivasyonları ve çatışmalarıyla varlık göstermesi, anlatıyı daha güçlü kılan unsurlardan biri. Ancak benim için seriyi benzerlerinden ayıran asıl nokta, fantastik kurgunun altında taşıdığı düşünsel katmanlar oldu. Hikâye; iktidarın yozlaştırıcı etkisini, gücü korumak adına meşrulaştırılan zulmü, sömürüyü ve ayrıştırıcılığı sorgularken; buna karşı dostluğu, dayanışmayı, inancı ve özgürlük arzusunu öne çıkarıyor. Bu yönüyle yalnızca bir macera anlatmıyor, aynı zamanda güçlü bir direniş ve umut anlatısı kuruyor. Sedna başta olmak üzere birçok karakterin inandıkları uğruna göze aldıkları fedakârlıklar,
Roza Dorea ve Devrimin KanatlarıBerna Güzel · Perseus Yayınevi · 20262 okunma
Kya’nın Şarkı Söylediği Yer / Delia Owens
Puan vermedi·400 syf.··
2026 33. kitabı
Bazı kitaplar bittiğinde hikâyesi akılda kalır, bazılarıysa geride kalıcı bir duygu ve düşünsel iz bırakır. Kya’nın Şarkı Söylediği Yer, benim için ikinci kategoriye giren; yalnızca anlatısıyla değil, ele aldığı temalarla da uzun süre zihnimde yer edeceğini düşündüğüm romanlardan biri oldu. Kya, Kuzey Karolina kıyılarındaki bataklık arazisinde yaşayan küçük bir kız çocuğu. Şiddetin ve yoksulluğun hüküm sürdüğü evinde önce annesi, ardından kardeşleri ve sonunda babası tarafından terk ediliyor. Henüz altı yaşındayken, toplumdan uzak bir kulübede tek başına hayatta kalmaya çalışıyor. Romanın merkezinde aslında bu mücadele yer alıyor: Bir çocuğun yalnızlığa, açlığa ve toplumsal dışlanmaya rağmen yaşamını sürdürme çabası. Kitabı okurken dikkatimi en çok çeken unsurlardan biri, kasaba halkının Kya’ya yönelik yaklaşımı oldu. İnsanlar onu tanımadan yargılıyor, anlamaya çalışmadan ötekileştiriyor ve yıllar boyunca ona “Bataklık Kızı” etiketi yapıştırıyor. Bu yönüyle roman, toplumsal önyargıların birey üzerindeki etkilerini ve dışlayıcı sosyal mekanizmaların nasıl işlediğini eleştirel bir perspektifle görünür kılıyor. Mahkeme süreci başladıktan sonra ise kendimi sık sık Bülbülü Öldürmek’i okurken hissettiğim duyguların içinde buldum. Bir bireyin yalnızca farklı olduğu için suçlu olarak konumlandırılması, kasabanın kolektif yargıları, mahkeme atmosferi ve adalet arayışı, iki eser arasında tematik bir yakınlık kurulmasına olanak tanıyor. Nitekim kitabı bitirdikten sonra bu benzerliğin birçok eleştirmen tarafından da vurgulandığını görmek dikkat çekiciydi. Romanın en güçlü yönlerinden biri de doğa tasvirleri. Yazarın zooloji alanındaki geçmişi anlatının hemen her katmanında hissediliyor. Bataklık, kuşlar, deniz kabukları, gelgitler ve ekosistem yalnızca dekoratif unsurlar
Kya'nın Şarkı Söylediği YerDelia Owens · Salon Yayınları · 20253,789 okunma
Dilsiz Yara / Meltem Güdemezoğlu
Puan vermedi
Şiir çok sık okuyan biri olmasam da, kısa sürede bitirdiğim ama etkisi zihnimde uzun süre kalan bir kitap oldu Dilsiz Yara. Meltem Güdemezoğlu’nun şiirleri duygu yoğunluğu yüksek, lirik ve içten bir anlatıma sahip. Özellikle 6 Şubat depremine dair yazdığı şiirler beni derinden etkiledi. Yarım kalmış hayatları, gerçekleşememiş hayalleri ve kavuşamamış düşleri anlatırken kullandığı şu dizeler hâlâ zihnimde yankılanıyor: “Gecenin en siyahında ölüm geldi, öptü…” Şairin yaşanan acıya duyduğu hassasiyeti ve hüznü dizelerine böylesine içten taşıması gerçekten çok etkileyiciydi. Kitapta en sevdiğim şiirlerden biri de Canım Sevilmek İstiyor oldu. “Canım sevilmek istiyor, uzun vapur yolculuğu gibi, bitmeyen yolculuklarda, düşlerdeki ağaçlar, gür ormanlar gibi…” Bu dizelerdeki sonsuz ve sınırsız sevgi arayışı okura çok güçlü bir şekilde geçiyor. Kitabın içinde geçen bir cümle ise bana göre tüm kitabın ruhunu özetliyor: “Senin konuşamadığını yazdıkların konuşur.” Bazen insanın içinde biriken, dile dökülemeyen duygular vardır. Bazı insanlar ise o hisleri sanata dönüştürebilir. Meltem Hanım’ın da bu duyguları şiire taşıyabilen özel kalemlerden biri olduğunu düşünüyorum. Şiir seven, sade ama derinlikli anlatımlardan hoşlanan herkesin kalbine dokunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyor ve tavsiye ediyorum. Meltem Güdemezoğlu Dilsiz Yara
Dilsiz YaraMeltem Güdemezoğlu · İz Bırakan Kalemler Yayınevi · 202455 okunma
Hasat / Tess Gerritsen
Puan vermedi·408 syf.··
2026 32. kitabı
Tess Gerritsen’in kaleminde en sevdiğim şey, merak duygusunu bir an bile gevşetmemesi. Daha önce Rizzoli & Isles serisinden Cerrah ve Çırak’ı okumuş, yazarın sürükleyiciliğine hayran kalmıştım. Hasat ise bu kez beni dedektiflikten çok hastane koridorlarının soğuk ve tekinsiz atmosferine götürdü. Romanın merkezinde genç doktor Abby yer alıyor. Çalıştığı hastanede organ nakli listeleriyle ilgili gördüğü tutarsızlıklar, şüpheli ölümler ve açıklanamayan olayların peşine düşmesiyle birlikte korkunç bir organ ticareti ağı gün yüzüne çıkıyor. Hikâye ilerledikçe yalnızca gerilim değil, insanın içini acıtan büyük bir vicdan sorgulaması da başlıyor. Tess Gerritsen’in tıp eğitimi almış olması kitabın her satırında hissediliyor. Tıbbi terimler, operasyon detayları ve hastane atmosferi oldukça gerçekçi aktarılmış. Ancak açıkçası bu yoğun tıbbi anlatım zaman zaman hikâyeden kopmama neden oldu. Bu yüzden klasik polisiye severler için bazı bölümler yorucu gelebilir diye düşünüyorum. Yine de kitap, son sayfasına kadar merak duygusunu canlı tutmayı başarıyor. Özellikle Mark karakteriyle ilgili içime sinmeyen o belirsizlik hissi, finalde bambaşka bir boyuta ulaştı. İnsan kötülüğünün sınırlarını sorgulatan bir finaldi. Hasat, bir yandan gerilim ve korku unsurlarıyla soluksuz ilerleyen bir macera sunarken, diğer yandan ne yazık ki gerçek hayatta da karşılığı olan organ ticareti gerçeğini yüzünüze çarpıyor. Bu nedenle beğenerek okusam da herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitap olmadı. Özellikle hassas okurlar için etkisi uzun süre geçmeyecek kadar sarsıcı olabilir. Hasat Tess Gerritsen
HasatTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20143,172 okunma