D Koğuşu, Freida McFadden’ın kalemine neden bu kadar bağlanıldığını bir kez daha hatırlatan, gerilimi katman katman inşa eden bir roman. Daha önce Sakın Yalan Söyleme ile yaşattığı o “son anda her
Bazen bir kitabı yanlış tür sanarak alırsınız… ama o “yanlışlık” size yepyeni bir okuma kapısı açar.
Ben Max Seeck ile tam olarak böyle tanıştım. Cadı Avcısı’nı isminden dolayı fantastik bir roman sanarak satın almıştım. Oysa kitap bir fantastik değil, güçlü bir polisiye ve dedektiflik romanıymış. Ama bu küçük yanılgı benim için çok tatlı bir tesadüfe dönüştü; çünkü bu kitap polisiye türünü sevmemi sağlayan roman oldu.
Cadı Avcısı’nı birkaç yıl önce neredeyse soluksuz okumuş, elimden bırakamamıştım.
Şimdi serinin ikinci kitabı Örümcek Ağı’nı bitirdim. Dedektif Jessica Niemi ile yeniden karşılaşmak gerçekten çok keyifliydi. Yine son derece sürükleyici bir kurgu, ustalıkla yerleştirilmiş ayrıntılar ve okurken kendinizi adeta bir polisiye dizisi izliyormuş gibi hissettiren bir anlatım…
Spoiler vermek istemiyorum; çünkü polisiyede sürprizleri bilerek okumak kitabın büyüsünü biraz bozabiliyor. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Elinizden bırakmakta zorlanacağınız bir roman.
Ben hem Max Seeck’in kalemini hem de Jessica Niemi serisini gerçekten çok sevdim. Polisiye sevenlere –ve hatta benim gibi bu türe yeni ısınanlara– gönül rahatlığıyla öneririm. Örümcek AğıMax Seeck