Oktay Akbal, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri. Özellikle anı, deneme ve öykü türlerinde verdiği eserlerle, bireyin iç dünyasını ve toplumsal değişimleri sade bir dille yansıtmasıyla tanınıyor.
1950’lerde kaleme alınmış olmasına rağmen bugün hiç zorlanmadan, yabancılık çekmeden okuduğum bir kitap oldu Bizans Definesi. Oktay Akbal’ın öykülerinde en çok hissettirdiği şey; eskiye, geçmiş günlere ve özellikle çocukluğa duyulan o tanıdık özlem… Yazarın dili oldukça yalın ve akıcı. Abartıya kaçmadan, sade ama etkili bir anlatımla insanın iç dünyasına dokunmayı başarıyor. Kimi satırlarda kendi anılarınıza, unutulmuş duygularınıza rastlıyormuş gibi hissediyorsunuz.
Yine de öykü türüne biraz mesafeli bir okur olarak, benim için “mutlaka okunmalı” listesine giren bir kitap olmadı. Ama nostalji duygusunu sevenler ve dingin, içe dönük anlatımlardan hoşlananlar için keyifli bir okuma deneyimi sunabilir. Oktay AkbalBizans Definesi
Japon edebiyatıyla ilk tanışmamı bugün bitirdiğim bir kitapla yaptım: Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın.
Aslında uzun zamandır merak ettiğim ama bir türlü elime almadığım bir alandı Japon edebiyatı. Belki de Türkçeye çevrilen eser sayısının görece az olması, belki de kültürel olarak biraz daha “uzak” hissettirmesi… Ama şimdi dönüp bakınca, neden daha önce okumamışım diye düşündüm.
Kitapta adı geçen dört unsur var: bir kedi, bir adam ve iki kadın. Ama bana sorarsanız bu hikâyenin kalbi kesinlikle Lily.
Lily’nin evden ayrılıp eski sahibinin eşine gittiği o ilk günler… Yeni ortama alışamaması, yemek yememesi, kendini geri çekmesi… Okurken içim gerçekten daraldı. Onun o sessiz huzursuzluğu çok tanıdık, çok gerçekti. Belki de bu yüzden fazlasıyla dokundu bana.
Ama asıl etkileyici olan, sonrasında kurulan bağdı.
Yıllarca aynı evde bulunmuş ama çoğu zaman isteyerek değil, zorunluluktan birlikte yaşamış bir kadın… Ve o kadının, en yalnız ve en kırılgan zamanlarında, hiç beklemediği bir yerden gelen bir yakınlık: Lily.
Bir kedinin bir insana, bir insanın da bir kediye iyi gelmesi…
Sessiz, gösterişsiz ama çok derin bir bağ.
Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Bazı ilişkiler kelimelerle değil, varlıkla kurulur.
Japon edebiyatıyla tanışmam böyle bir hikâyeyle olduysa, sanırım doğru yerden başlamışım Bir Kedi, Bir Adam, İki KadınCuniçiro Tanizaki
Bazı kitaplar bir hikâye anlatmaz; insanın içine küçük aynalar bırakır.
Meczup da tam olarak böyle bir kitap. Kısa, sembolik ve düşündürücü metinlerden oluşuyor. Her bölümde toplumun alışılmış doğrularına, insanın ikiyüzlülüğüne ve özgürlük arzusuna dokunan ince bir ironi var.
“Deli” olarak görülen birinin gözünden anlatılan bu parçalar, aslında aklın ve ruhun en çıplak hâlini gösteriyor. Belki de bu yüzden insan okurken şu soruyla baş başa kalıyor: Gerçekten kim deli?
Eserin yazarı Halil Cibran, Doğu’nun mistik düşüncesini Batı’nın edebi diliyle birleştiren en özgün kalemlerden biri. Özellikle Ermiş ile dünya çapında tanınan Cibran’ın metinleri kısa ama derin izler bırakıyor.
Meczup da insanın toplum içinde taktığı maskeleri sorgulatan, küçük ama etkisi uzun süren bir metin. Halil CibranMeczup