Uzun zamandır okuduğum en “sessiz ama yankısı uzun süren” kitaplardan biri oldu Mumlar Sonuna Kadar Yanar.
Sándor Márai, bu romanda büyük olaylar anlatmıyor aslında. Hatta neredeyse hiç “olay” yok diyebilirim. Ama buna rağmen insanın içine işleyen, ağır ağır derinleşen bir metin var karşımızda.
Çocukluklarından itibaren birbirinden ayrılmayan iki dost: Henrik ve Konrád. Biri soylu, güçlü bir aileden gelen bir general; diğeri daha mütevazı bir geçmişe sahip, içine dönük ve müziğe sığınan bir ruh. Aynı sofrayı paylaşan, kardeş gibi büyüyen bu iki adamın dostluğu zamanla görünmez bir mesafeye dönüşüyor.
Ve sonra bir gün… Her şeyi sessizce yerinden oynatan o kırılma: ihanet.
Kitap, 41 yıl 43 gün sonra gelen bir mektupla başlıyor. Ama asıl anlatılan şey bir buluşma değil; bir ömrün, tek bir anın etrafında donup kalması.
Henrik’in şömine başında, mumların ışığında yaptığı o uzun konuşma… Aslında bir diyalog değil. Daha çok, yıllarca içinde büyüttüğü soruların, kırgınlığın ve belki de hiç dinmemiş bir sevginin iç dökümü.
İhanet sadece bir dosttan mı gelir, yoksa en yakından mı daha derin yaralar açar? Ve insan gerçekten affeder mi, yoksa sadece beklemeyi mi öğrenir?
Akıcı, sürükleyici bir olay örgüsü arayanlar için değil bu kitap. Ama insan ruhunun derinliklerine inmeyi sevenler için çok şey söylüyor. Üstelik bunu yüksek sesle değil, fısıldayarak yapıyor.
Benim için bu kitap; unutamamak üzerineydi. Ve belki de en çok, bazı duyguların zamanla geçmediğini… sadece şekil değiştirdiğini hatırlattı. Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Uzun zamandır çok satan listelerinde gördüğüm, ödüllü ve hakkında övüldüğü kadar eleştiri de yapılan Sarı Yüz’ü merak ediyordum, nihayet okudum. Kitaba ilk başladığımda önce hayal kırıklığı yaşadım, çünkü çalıntı bir eserin sahiplenilmesi fikri, edebiyat ve sinemada sıkça karşımıza çıkan biraz klişe ve eskimiş bir konu. Ancak sayfalar ilerledikçe hikaye bu klişenin içerisinde kalmadı, aksine detaylarla katmanlandı ve bambaşka bir yere evrildi. Özellikle bir kitabın ortaya çıkış süreci, yazar ile editör ilişkisi, yayıncılık dünyasının dinamikleri, popüler kültür ve sosyal medyanın, edebiyat üzerindeki etkisi, oldukça gerçekçi ve çarpıcı şekilde aktarılmış. Yazarın sektörde yaşadığı deneyimleri kurguya yedirerek iç döktüğü hissine kapıldım. Karakterler tarafında ise keskin iyi-kötü ayrımının olmaması dikkatimi çekti. Ana karakterin yaptığından rahatsızlık duyarken bir yandan da kendini sürekli aklamaya çalışması, Athena’nın ise tamamen masum bir figür olarak sunulmaması, yazarı kolaya kaçmaktan sıyırarak, hikâyeyi daha, daha gerçek ve tartışmalı kılmış. Yine de kitabın sonu bana tahmin edilebilir tanıdık geldi. Okuması oldukça akıcı, bu da sade ve günlük bir dille kaleme alınmasından ileri geliyor. Bu yönüyle edebi açıdan vav dedirtecek bir keyif vermese de kendini kolayca okutan bir kitap. Sonuç olarak beğenmedim diyemem aksine keyifle okudum. Ama bu kadar konuşulmasının ve sürekli gündemde olmasının, beklentiyi fazlasıyla yükselten bir durum yarattığını düşünüyorum. R. F. KuangSarı Yüz
Cerrah, soluksuz okuduğum bir polisiye oldu. Yazarın tıp eğitimi almış olması o kadar hissediliyor ki… Okurken her detayın gerçekliğine ikna oluyorsunuz.
Ama bu kitapta beni asıl etkileyen şey, alıştığımız o “çaresiz kurban” anlatısının kırılmasıydı. Bu kez karşımızda güçlü, dirençli ve kendi hikâyesinin merkezinde duran bir kadın vardı.
Ve bir de Rizzoli…
Erkek egemen bir dünyada var olmaya çalışan, ailesinde bile erkek kardeşlerinin gölgesinde görünmez hisseden, çalıştığı ekipteki tek kadın olarak hep kendini savunmak, korumak zorunda hisseden bir kadın. Sürekli kendini kanıtlama çabası, kırılganlığıyla sertliği arasındaki o ince çizgi… Onu okurken zaman zaman sinirlendim, ama çoğu zaman derin bir empati hissettim.
Kitabın en büyük düğümü şu: Öldüğü kesin olan bir seri katilin yöntemleri yıllar sonra yeniden ortaya çıkıyor. Peki nasıl?
İşte bu soru sizi sayfaların içine çekiyor.
Ve cevap… tahmin ettiğinizden daha karanlık.
Yan karakterler bile “yan” kalmıyor bu hikâyede. Her biri olayın içine işliyor, her biri iz bırakıyor.
Benim için hem sürükleyiciliği hem karakter derinliğiyle çok etkileyici bir okuma oldu. Polisiye seviyorsanız, bunu mutlaka listenize ekleyin derim. CerrahTess Gerritsen