Ama Oasis böyle umutlar istemiyordu. Bağımsız bir şekilde, yalnız ve plansız ortaya çıkan her türlü umut Oasis'in düşmanıydı. Çünkü Oasis'in bizim üzerimizde kurduğu tek tahakküm, bizi umutlarımızdan mahrum etmekti.
İçimizde varoluştan gelen korkular vardı: Ateşten ya da acıdan korkmak gibi. Bir de içimize zorla yerleştirilen korkular, insanlara ya da kendimize dair. Ve her nasılsa, ilkiyle başa çıkmak, ikincisinden çok daha kolaydı.
Korkuyu, hatırladığımız diğer her şeyden daha farklı hatırlıyoruk. Korkuyu unuttuğumuzu sanabilir, atlattığımıza kendimizi ikna edebilirdik ama en basit şeyler bile o korkuyu tekrar beynimize üşüştürebiliyordu. Sonra da birden, hiç hesapta yokken, o korku tam karşınıza çıkıyor, her yanınızı sarıyordu. Bir saniye öncesine kadar uzak bir anıdan ibaret olan şey, kendini inandırdığın bir gerçekliğe dönüşebiliyordu.
Oasisle geçen bir ömürden ve onun getirirdiği tüm dehşetten sonra, korkma yeteneğimi kaybetmiş olmam lazımdı Ama sürekli korkmak korkma yetkisini köreltiyordu...... şu dünyada ki onca dehşet verici şeyin arasında, bu korkutuyordu. Beni korkutan buydu.