Daha habis bir “nezaket” türü de vardır ki, burada kadın başkalarının gönlünü almak için hilelerini kullanır. Başka türlü gelmeyeceğine inandığı şeyleri elde etmek amacıyla diğerlerine hoş bir şekilde davranması gerektiği kanısındadır. Bu, nazik olmanın habis bir şeklidir. Kadını, sırıtan ve eğilen bir konuma sokar; başkaları ona nazik olsunlar, onu desteklesinler, onaylasınlar, kayırsınlar, ona ihanet etmesinler vb. diye onlara kendilerini iyi hissettirmeye çalışır. Kendisi olmamaya razı olur. Şeklini kaybeder ve başkalarının en çok ister gibi göründükleri maskeyi takar. Bu, bir kadının pek ya da hiç kontrolü olmadığı korkunç bir durumda etkili bir kamuflaj taktiği olmakla birlikte, eğer kadın çoğu zaman bu konumda olmak için gönüllü nedenler buluyorsa, çok ciddi bir şekilde kendini kandırmaktadır ve ana güç kaynağından, kendi adına içtenlikle konuşmaktan vazgeçmiş demektir.
Bir kadın, kendisi olduğu zaman başkalarını kendisinden uzaklaştıracağını hissedebilir, ama ruhu meydana çıkarmak ve değişiklik yaratmak için gereken, tam da bu psişik gerilimdir.
Guillome Apollinaire şöyle yazıyordu: “ Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. ‘Uçun!’ dedik. Durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular.”
Eğer psişelerimizin içindeki koruyucu anneyle fazla uzun süre kalırsak, kendimizi, bize yönelik bütün meydan okumalara sekte vururken, bu yüzden de daha ileri bir gelişmenin önünü tıkarken buluruz.
Vahşi Kadın, kadınlara ruhsal hayatlarını koruma konusunda ne zaman “nazik” olmamaları gerektiğini öğretir. Böyle durumlarda “şirin” olmanın yok ediciyi gülümsettiğini Vahşi doğa iyi bilir.
Ruhsal hayat tehdit altında olduğunda bir sınır çizip onu korumak sadece kabul edilebilir değil, gereklidir de. Bir kadın bunu yaptığında, hayatına uzun süre müdahale edilemez, çünkü neyin yanlış olduğunu hemen anlar ve yok ediciyi tekrar ait olduğu yere gönderir.
Artık safdil değildir. Artık bir nişan ya da hedef değildir.