İslam'ı genellikle "Allah'ın kullarına buyurduğu emirler ve Allah'a karşı görevlerimiz" olarak tanımladığımızdan, dinin çok önemli bir boyutu gözden kaçıyor bugün: Muamelat
Yani iman ve ibadetler dışında kalan o geniş alan. Yani çevremizle ve kullarla ilişkiler. Yani aslında dinin dünyaya ve kullar arasındaki hukuka taalluk eden kısmı.
Zihinlerde bu bağlantı koptuğu içindir ki, beş vakit namazlı bir insan trafikte kul hakkını hiçe sayan bir canavara dönüşebiliyor. Din böyle tanımlanmadığı içindir ki, takva sahibi bir kardeşimiz, randevularına ve vakte hiç riayet etmeyebiliyor. Şuurumuzda dinin kullara yönelik tarafı pek işlenmediği içindir ki, ibadetlerinde son derece hassas insanlar, kullara karşı kaba, acımasız ve insafsız olabiliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çoğalttığımız her bir örnek bir başka yaramıza denk düşüyor maalesef.
Bu karanlık tünelden çıkış yolu aslında oldukça basit:
Özellikle genç nesillerimize İslam'ı anlatırken, en az ibadetler kadar muamelata da ağırlık vermemiz gerekiyor. Nezaket, kibarlık, kararında mesafe, saygı, kullara tahammül ve şefkat, kamusal alanda davranma adabı, insanlarla bir arada bulunma ahlakı, sınırlara riayet, mahremiyete saygı gibi birçok başlık namaz, oruç, zekat, hac anlatılırken mutlaka gündemde olmalı. Ki böylece çocuklarımız İslam'ın sadece "şahsi ibadetlerden ibaret" bir ruhban dini olduğu zehabına kapılmasın. Böylece hem iman ve ibadetlerinde, hem de kullarla ilişkilerinde son derece özenli, dikkatli ve derinlikli davransınlar. Rasulullah efendimizin bize öğrettiği İslam, bu ideal dengeyi her yönden içeriyor.