Şüphesiz sebebi bilinmeyen hiçbir acının şifâsı da yoktur. sf 476
…tabiattan kendinde olmayanı istemiş oluruz. Hâlbuki tabiatta olmayanı isteyen kimse var olmayanı istemiş olur. Var olmayanı isteyen arzusunu gerçekleştiremez. İsteğini gerçekleştiremeyen kimse de mutsuz olur. sf 478
Çünkü elde edemediklerine ve var olmayan şeylere üzülen kimsenin bu üzüntüsü asla bitmez; zira o hayatının her aşamasında bir sevdiğini yitirmek ve bir arzusunu gerçekleştirememek durumunda kalacaktır. sf 480
Yaşantısına ters düşen her şeyi bir eksiklik ve musibet sayar.
Cisim olmasi açısından bedenimiz cisim olan her şeyle ortaktır.
Ruhumuz ise kişiliğimizdir.
Çünkü biz bedenimizle değil, ruhumuzla biziz. 482
Belki de gerçekleştiğinde üzüntü vereceğinden korktuğumuz şey bizi etkilemeyecektir.
Başkalarının ortak olmadığı, diğerlerinin değil de yalnız bize ait şeylere gelince onlar bizim psikolojik güç ve değerlerimizdir.
O halde üzüntü tabiî değil ârızî bir haldir. Zira görüyoruz ki malı mülkü elinden alınan insan üzüldüğü halde o mala hiç sahip olmayanlar asla üzgün değildir.
Kendisine bir emanet bırakılan kimsenin onu kendi malı sanması şükür dışı bir anlayıştır.
Çünkü her kaybolanın yerine geçen bir başka şey vardır.
Çünkü elde kalanları düşünmek musibetlere karşı bir tesellidir.
kendi dışındaki varlıkları edinmeyen kimse…
Gerçekte biz üzülmeme direncimizi yitirdiğimize üzülmeliyiz; çünkü bu aklın özelliğidir. Bize üzüntü veren şeylerin yokluğuna üzülmek ise cehaletin özelliğidir.