Koray Durdu

Yeni Dünya Uygarlığının Sonu
¹⁷Christopher Columbus (1451-1506), İtalya'nın Cenova kentinde doğmuştu. İspanya'da usta bir denizci olup çıkmıştı. Dünya'nın yuvarlaklığının kafalara iyice yerleşmesinin etkisiyle, Hindistan'a, doğudan değil batıdan gidilerek ulaşılabileceğini düşündü. Bu düşüncesini açtığı İspanya kralının ve kraliçesinin desteğini aldı. 1492'de Küba'ya ve Hispaniola denecek Karayipler'e ulaştı. Burada, Hispaniola'da bir koloni kurdu. Amiral ve buraların genel valisi yapıldı. Venezuela'yı 1498'de keşfedince, yeni bir kıta bulduğunu anladı. Hispaniola'daki yönetiminin yarattığı kötü durumdan dolayı valilikten alınıp zincirlenerek İspanya'ya götürüldü. Son seferinde (1502'de) Orta Amerika'ya ulaşmışsa da ilgi görmeyip unutuldu. Amerika'nın kâşifi olarak ünlenmesi ölümünden neden sonra gerçekleşti (The Longman Encyclopedia, 1989 baskısı, "Columbus, Christopher" girdisi). #s. 1021 = 17 no'lu alıntı#
Sayfa 1040·Kitabı okudu
Reklam
Eski Dünyada Endüstri Uygarlığına Geçiş - Bilimsel düşünüşe geçiş
Üretim üzerinde egemenlik: Üretimde olumlu sonuçların alınabilmesi için artık sihire, yakarmaya (duaya) gerek duyulmayacaktır. Bu gerçeği kavramak için yağmur duasına bakmak yeter. Taşlar birbirine vurularak yağışa benzer sesler çıkarılırken yakarılan sihir-din karışımı "yağmur duası" törenine ne zaman, nerelerde başvurulur? Ne zaman, nerelerde başvurulmaz? Sebzelerin seralarda yağmurlamayla (ya da toprak altına döşenen delikli borularla) sulandığı bilimsel, “endüstriyel tarım" uygulanan bir zamanda ve yerde, tarımcıların toplanıp yağmur duasına çıkmaya değil başka şeylere gereksinimi vardır.
Sayfa 1019·Kitabı okudu
Eski Dünyada Endüstri Uygarlığına Geçiş - Bilimsel düşünüşe geçiş
Teknolojinin sınavından geçirme: Avcılık ve toplayıcılık (asalak yaşayış biçimi) rastlantısaldır. Tarımsal üretimde, olumlu ve olumsuz sonuçlar (aşkınözneleştirilmiş "tarımla ilgili" doğa güçleri biçiminde bile olsalar) tanrıların ödüllendirme ya da cezalandırma erekleriyle açıklanır. Böyle açıklamaların gerçekliği yansıtıp yansıtmadığının (pratikte) sınaması, doğruluğunun yanlışlığının sağlaması yapılamaz. Tanrının bir davranışı ne zaman ödüllendirip ne zaman cezalandıracağı, dolayısıyla cezalandırıp cezalandırmayacağı aslında bilinemez. Endüstride mal üretiminde durum farklıdır. Neden-sonuç ilişkileri hakkında kafada kurulan bağlantılar, kafada kalmaz. Amaç mal üretmek olduğu için varsayımlar (feleğin çemberinden değil) “teknolojinin sınavından geçirilir". Gerçekliği yansıtmayan bağlantılar unutulur ya da "yanlış" diye atılır. Yansıtanlar tutularak teknolojiye, giderek bilime dönüştürülür. Bu da üstüste konan güvenilir bilgi birikimi sağlar.
Sayfa 1018·Kitabı okudu
Eski Dünyada Endüstri Uygarlığına Geçiş - Bilimsel düşünüşe geçiş
Çatıların altında üretim: Endüstri üretimi, avcılık ve toplayıcılığın yapıldığı çayırlarda bayırlarda yapılmaz. Tarımsal üretimin yürütüldüğü tarlalardan, bahçelerden farklı yerlerde yapılır. Doğanın olumsuz ve belirsiz etkilerine açık, açıklık alanlarda yürütülmez. Üretim, çatılarıyla doğanın "kaprislerinden" yalıtlanmış işliklerde, fabrikalarda, seralarda yürütülür. Böylece doğa güçlerinin olumsuz etkilerinden kurtarılmış olur. Bu nedenle, sihire başvurmaya gereksinim duyulmaz. Baş edilemeyen olumsuz durumları önlemeleri için aşkınözneleştirilen doğa güçleri olan tanrılara yalvarıp yakarmaya gerek kalmaz. Üretimin her aşaması insanın denetimi altındadır.
Sayfa 1017·Kitabı okudu
Eski Dünyada Endüstri Uygarlığına Geçiş - Sorun çözücü kültüre geçiş
İnsanın (s. 95-98'de belirtildiği gibi) acı ve haz duyularının yarattığı psikolojinin dayandığı iki direk, korku ve umut duyguları olmuştur. İnsan, korkuları oranında umutlarını da yükseltir. Yükseltmez, umutsuz kalırsa yaşama istenci (iradesi) azalabilir, hatta yitebilir. Böyle bir psikolojik yapıyla kişiler, topluluklar, toplumlar ve tüm olarak insanlık, nesneler dünyasında çözülmesi çok güç ya da olanaksız sorunlarla karşılaşıldığında ne yapar? Simgeler dünyasında yarattığı düşsel çözümlere umut bağlar. Bu tutumun evrensel örneği, ölüm (çözümsüz) sorunu karşısında "ruhun ölümsüzlüğü" umududur. Ölümsüzlük umudu, ölüm sorununa çözüm getirmese de "ölüm korkusuna katlanma" gücü verebilir. Daha doğrusu, kimi insanların psikolojik dirençlerini yitirmelerini önleyebilir. ...Kültürel evrimin erken evrelerinde geliştirilen soruna katlanıcı kültürlerin işlevi ve değeri kavranabilir. Ama kültürel birikimin ve evrimin "sorun çözücü" düzeylere ulaştığı bir dönemlerde ve alanlarda soruna katlanıcı kültürler ve tutumlar (örneğin ötedünyacı değerler) dayatılıyorsa, bunda bir iş var demektir! O zaman ortada ya bilisizliğin (cahilliğin) ya (göreli) bir olanaksızlığın ya da bir sömürünün varlığından kuşkulanmak gerekir. Bilisizliğin çözümü, “aydınlanma"; (göreli) olanaksızlığın çözümü, insanlığın maddesel ve simgesel ekonomik kaynaklarına daha eşitlikçi ulaşım olanağı verecek hakça bir gelir dağılımıdır.
Sayfa 1015·Kitabı okudu
Reklam