İnsanın (s. 95-98'de belirtildiği gibi) acı ve haz duyularının yarattığı psikolojinin dayandığı iki direk, korku ve umut duyguları olmuştur. İnsan, korkuları oranında umutlarını da yükseltir. Yükseltmez, umutsuz kalırsa yaşama istenci (iradesi) azalabilir, hatta yitebilir. Böyle bir psikolojik yapıyla kişiler, topluluklar, toplumlar ve tüm olarak insanlık, nesneler dünyasında çözülmesi çok güç ya da olanaksız sorunlarla karşılaşıldığında ne yapar? Simgeler dünyasında yarattığı düşsel çözümlere umut bağlar. Bu tutumun evrensel örneği, ölüm (çözümsüz) sorunu karşısında "ruhun ölümsüzlüğü" umududur. Ölümsüzlük umudu, ölüm sorununa çözüm getirmese de "ölüm korkusuna katlanma" gücü verebilir. Daha doğrusu, kimi insanların psikolojik dirençlerini yitirmelerini önleyebilir.
...Kültürel evrimin erken evrelerinde geliştirilen soruna katlanıcı kültürlerin işlevi ve değeri kavranabilir. Ama kültürel birikimin ve evrimin "sorun çözücü" düzeylere ulaştığı bir dönemlerde ve alanlarda soruna katlanıcı kültürler ve tutumlar (örneğin ötedünyacı değerler) dayatılıyorsa, bunda bir iş var demektir! O zaman ortada ya bilisizliğin (cahilliğin) ya (göreli) bir olanaksızlığın ya da bir sömürünün varlığından kuşkulanmak gerekir. Bilisizliğin çözümü, “aydınlanma"; (göreli) olanaksızlığın çözümü, insanlığın maddesel ve simgesel ekonomik kaynaklarına daha eşitlikçi ulaşım olanağı verecek hakça bir gelir dağılımıdır.