Koray Durdu

Ortaçağ Hristiyan Uygarlığı - İsa ve İsacılık
"Ben İsrail evinin kaybolmuş koyunlarından başkasına gönderilmedim." Ve "İsa bu on ikileri gönderdi ve onlara emrederek dedi: Milletler [başka halklar] yoluna gitmeyin... fakat daha ziyade İsrail evinin kaybolmuş koyunlarına gidin." Bu sözleri, İsa'nın kendini bir Musacı peygamber olarak gördüğünü gösterir. Ve müjdesinin yalnızca İsrailoğullarına verilmesini istemiş olduğunun kanıtıdır. Ancak İsa'yı çarmıha teslim etmiş olan kimi Musacılar, İsa öldükten sonra da Yeni Ahit'i (İncil'i) kabul etmemekte direnmişlerdir. Bunun üzerine Pavlus ve İsa'nın öteki izleyicileri "İncil"i öteki halklara yayma yoluna girmişlerdir. Bu tutumları eleştirildiğinde (Antiokheia'da [Antakya'da] Musacı olmayan birçok yandaş toplamalarına kızan Musacılara, "Pavlus ve Barnabas cesaretle söyleyip dediler: Allahın kelâmını önce size söylemek gerekti, madem siz onu kendinizden atıyorsunuz [İncil'i benimsemiyorsunuz] işte biz de milletlere dönüyoruz."³² {³²İncil, Resullerin İşleri, 13/46; Timelines, s. 44'te de Hristiyanlığın muhalif bir Yahudi mezhebi olarak başladığı yazılıdır.} Buradan da anlaşılacağı gibi, İsacılık, İsa'dan sonra Musacılığın bir yol'u (tarikatı) olarak başlamıştır. Hıristiyanlığın (İsacılığın) asıl kurucusu ise Pavlus olsa gerektir. Öyle anlaşılıyor ki İsa'nın önünde Yahya vardı; ardında Pavlus olacaktır.
Sayfa 798·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ortaçağ Hristiyan Uygarlığı - İsa ve İsacılık
İbranicedeki Mesiah meshedilmiş, yani bir dinsel törenle başına yağ sürülerek "kutsanmış" ve "kurtarıcı" anlamına gelen sözcük, Kitabı Mukaddes'te Yunancaya Hristos (yağ sürülmüş) olarak çevrildiğinden, İsacılara "Hiristoscu" anlamında Hıristiyan denmektedir. Doğrudan doğruya İncil, Resullerin İşleri, 11/26'da bile: "Şakirtlerin [havarilerin] Hıristiyan diye çağrılması önce Antakya'da oldu" denmektedir. # s. 795 = 3 no'lu alıntı #
Sayfa 895·Kitabı okudu
Roma Uygarlığı-Stoacılık örneğinde Roma'nın tinsel kültüre katkısı
Sonuç olarak denilebilir ki Stoacı düşünüş, egemen, yönetici sınıfların yetkin bir ideolojisi gibi işletilmiştir. Eşitlikçi görünülüp, var olan eşitsizlikçi düzen onaylanmıştır. Stoacılık, özgürlükçü görünüp kölelik kurumunu savunabilen "ikiyüzlü" düşünürlerin felsefesidir. İlginç bir durumla, aynı ikiyüzlü değerler, bu dünyadaki eşitsizlikler karşısında ötedünyada eşitlik sözü verilen tektanrıcılıkta da görülecektir. Benzeri bir ikiyüzlülükle, bu dünyadaki mutsuz kesimlere, acılarına katlanırlarsa, öte dünyada mutluluk dağıtan İsacılıkta da (Hıristiyanlıkta da) karşılaşılacaktır. Bu bakımdan, imparatorluk coğrafyasında Stoacılığı izleyecek ideoloji olan İsacılığın, Stoacılıktan (bilinçli, bilinçsiz) taktik aldığı söylenebilir. Bu yüzden Roma imparatorları, önce kovuşturdukları İsacılığı sonra benimsemiş, imparatorluk dini yapmış, öteki dinleri yasaklamışlardır.
Sayfa 750·Kitabı okudu
Yunan Uygarlığı - Bilimsel düşünüşün ölü doğuşu
Eski Yunan uygarlığında, o yolda parlak bir başlangıç yapmış olunmasına karşın, neden endüstriye dayanan bir uygar topluma varılamadı. Dolayısıyla bilimsel düşünüşe ve bilimsel pratiğe geçilemedi? Bu soruya bulunan yanıtlardan biri, köle emeğinin ucuzluğudur. Kölelerin bolluğu ve ucuzluğu nedeniyle, kuramsal, bilimsel bilgi birikiminin emekten tutum sağlayacak (böylece kârı artıracak) makinelere dönüştürülememesidir... "Yunan klasik uygarlığı (daha üçüncü yüzyılındayken) yıkılmasaydı, gizilgücünü ortaya dökme süreci kesilmeseydi, endüstri toplumuna ve bilimsel düşünüşe geçilebilirdi" denebilir. Verilebilecek bir başka yanıt, toplumsal artı aktarımının (Yunan'ın siyasal birliğinin sağlanamaması nedeniyle) tek bir başkentte toplanamamasıdır... İster o ister bu nedenle olsun, Yunan'da (makineli) endüstri toplumuna ve onun ürünü olacak bilimsel düşünüşe geçilememiştir. Nedensellikçi "doğa felsefesi" bile yeterince bilimsel olamamıştır. Doğa olguları ve doğa olayları arasında (kafada) kurulan neden-sonuç bağlantıları, pratiğin (bulunmayan) endüstrinin, teknolojinin sınavından geçirilememiştir. Varsayımlar, kuram düzeyinde kalmıştır. Böyle olunca, aynı konuda birbirinden farklı (hatta zıt) varsayımlar (hiçbiri gerçeklik sınavından geçirilip elenemeden) varlıklarını yan yana sürdürebilmişlerdir. O zaman bilimsel bilgi birikimi sürecinin "yanlışları ayıklayıcı" ve "doğruları üst üste koyarak yapı kurucu" çarkları işletilememiştir. Kimi düşünür o, kimi düşünür bu varsayımı ucundan tutup çekmiştir. Başkaları onların kuyruğuna takılıp farklı yönlere sürüklenmiştir.
Sayfa 713·Kitabı okudu
Yunan Uygarlığı - İyonya doğa felsefesi - Varlıkbilimden bilgibilime
Varlığı madde ile açıklamak, felsefede bugün varlıkbilim (ontoloji) olarak adlandırılan sorunsala (materyalist bir) giriş demektir. Öyleyse, dinsel düşünüşten felsefi düşünüşe geçilmiştir. Dinsel düşünüşe karşı bilimsel düşünüşe benzer ("erken bilimsel düşünüş" denebilecek) bir düşünüşe bu geçiş nasıl başarıldı? Yukarıdaki sunuşun düşündürebileceği gibi "ustaca kotarılmış bir ideolojik taktikle, dinsel düşünüşe cepheden saldırmadan, onun dayandığı temeller oyularak" değil. ...Felsefi düşünüş, tarım ve hayvancılık dışındaki kentli işlerle uğraşan sınıfların yaşam deneyimlerinin, dünya görüşlerinin, değerlerinin ve isteklerinin ürünü olarak doğmuştur. Toplumsal artının bu sınıfların da elinde toplanıp onların da düşünecek boş zaman bulabilmeleriyle bağlantılıdır. Ve de aralarından çıkan (dincilerin, ozanların karşısına çıkardıkları) bilgeleri, felsefecileri, artıyla (profesyonel düşünce üreticileri olarak) besleyebilmeleriyle olanak içine girmiştir. Sonuç olarak, felsefi düşünüş biçiminin köklerinin, kentli sınıfların yaşayış biçimlerinde, ekonomik, toplumsal deneyimlerinde yattığı söylenebilir.
Sayfa 710·Kitabı okudu