Ama buralarda kültürel üstyapı, Homerosoğullarının İyonyalı olmalarından da çıkarılabileceği gibi (İÖ altıncı yüzyılın başında) hala dinsel ideoloji biçimindeydi. Toprak sahibi aristokratlar soylarını, İon adında kahraman ataları kanalıyla tanrılara dayandırmaktaydılar. Ancak kolonici yerleşme sırasında topraklar az çok eşit bölüşülmüş de olsa, zamanla az sayıda aristokratın elinde toplanmıştı. Toplanırken kentlerde, toprak sahibi olmayan (dolayısıyla tanrısoylu aristokrat sayılmayan) çeşitli kentsel işlerle uğraşan bir kesim oluşmuştu. Bu kesim giderek kalabalıklaştı. İçlerinden kimilerinin varsıllığı (ticaret donanması sahibi olup siyasal erki ele geçiren Samos tiranı Polykrates'inki gibi) aristokratlarınkini aşan noktalara ulaştı.
Gene de çoğunda siyasal erk, yasalar aristokratların tekelindeydi. Dinsel ideoloji (mitoloji) aristokratlardan yana yontmaktaydı. Bu durum sınıf savaşı koşullarını yarattı. Birçok kentte, ardı ardına görülen toplumsal patlamalarla durum bir iç savaş görünümü kazandı.
...Bu durumda demokratlar, siyasal erki ele geçirmiş olsunlar olmasınlar, aristokratları kollayan Olympos tanrılarına eski inançlarını ve saygılarını sürdürebilirler mi? Sürdürmeleri (Homeros Destanlarının her okunup her anımsatılışında) yöneticiliğin, tanrısoylu aristokratların anaatalarından kalıtımla edindikleri doğuştan yetileri ve hakları olduğunu kabul etmeleri anlamına gelecekti. Öte yandan destanlarda anlatılanların uydurma, yalan olduğunu söylemek, tanrılara karşı çıkmakla, dinsizlikle suçlanabilecekti. Ama günlük yaşamlarında, işlerini ve gündelikçilerini (topraklarını ve kölelerini yöneten aristokratlar kadar) iyi yöneten kimseleri görüyorlardı. Dahası, onlardan bazılarının komşu kentlerde siyasal erki ele geçirmiş olup kentlerini varsıllaştırmaları, kenttaşları