Koray Durdu

Yunan Uygarlığı - İyonya doğa felsefesi - Nomos'tan physis'e
Simgeler dünyası ile artık örtüşmez olan olgular dünyasını (dini karşılarına almadan) anlayıp anlatmanın bir yolu, sözü destanların tanrılarına getirmemekti. İlk adım, yeryüzünde olup bitenlerin, önce doğa olaylarından başlanarak, onların (tanrıların erekleriyle açıklamaktan farklı) yeni bir açıklamasını yapmak olabilirdi. İyonya'daki "doğa felsefesi" düşünce akımının (Miletoslu Thales gibi) düşünürleri de bunu yaptılar. Toplumla ilgili tanrısal yasalar (nomos=namus) konusuna önce hiç girmediler. Varlığın temelinde gördükleri cansız nesneler dünyası (physis=fizik) ile ilgilendiler. Orada olup bitenleri (yeni bir anlayışla) anlayıp açıklamaya çalıştılar: "Madde nedir?" "Maddeler dünyasının çokluğunun ve çeşitliliğinin gerisinde, çeşitli durum ve devinimleriyle çeşitli maddeleri ve olayları oluşturan ilk madde ya da ana madde (arkhe) ne olabilir?" gibi sorular sordular. Verdikleri "şudur, budur", havadır, topraktır, ateştir, sudur gibi yanıtlar, doğru (gerçekliği doğru yansıtan) düşünceler olmayabilir. Ama ortaya, varlığı ve olayları dinsel düşünüşten (yaratılıştan, tanrıların ereklerinden) farklı bir açıklama (doğayla, nedenlerle açıklama) yöntemini atmış oldular.
Sayfa 709·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yunan Uygarlığı - İyonya doğa felsefesi
Ama buralarda kültürel üstyapı, Homerosoğullarının İyonyalı olmalarından da çıkarılabileceği gibi (İÖ altıncı yüzyılın başında) hala dinsel ideoloji biçimindeydi. Toprak sahibi aristokratlar soylarını, İon adında kahraman ataları kanalıyla tanrılara dayandırmaktaydılar. Ancak kolonici yerleşme sırasında topraklar az çok eşit bölüşülmüş de olsa, zamanla az sayıda aristokratın elinde toplanmıştı. Toplanırken kentlerde, toprak sahibi olmayan (dolayısıyla tanrısoylu aristokrat sayılmayan) çeşitli kentsel işlerle uğraşan bir kesim oluşmuştu. Bu kesim giderek kalabalıklaştı. İçlerinden kimilerinin varsıllığı (ticaret donanması sahibi olup siyasal erki ele geçiren Samos tiranı Polykrates'inki gibi) aristokratlarınkini aşan noktalara ulaştı. Gene de çoğunda siyasal erk, yasalar aristokratların tekelindeydi. Dinsel ideoloji (mitoloji) aristokratlardan yana yontmaktaydı. Bu durum sınıf savaşı koşullarını yarattı. Birçok kentte, ardı ardına görülen toplumsal patlamalarla durum bir iç savaş görünümü kazandı. ...Bu durumda demokratlar, siyasal erki ele geçirmiş olsunlar olmasınlar, aristokratları kollayan Olympos tanrılarına eski inançlarını ve saygılarını sürdürebilirler mi? Sürdürmeleri (Homeros Destanlarının her okunup her anımsatılışında) yöneticiliğin, tanrısoylu aristokratların anaatalarından kalıtımla edindikleri doğuştan yetileri ve hakları olduğunu kabul etmeleri anlamına gelecekti. Öte yandan destanlarda anlatılanların uydurma, yalan olduğunu söylemek, tanrılara karşı çıkmakla, dinsizlikle suçlanabilecekti. Ama günlük yaşamlarında, işlerini ve gündelikçilerini (topraklarını ve kölelerini yöneten aristokratlar kadar) iyi yöneten kimseleri görüyorlardı. Dahası, onlardan bazılarının komşu kentlerde siyasal erki ele geçirmiş olup kentlerini varsıllaştırmaları, kenttaşları
Sayfa 708·Kitabı okudu
Yunan Uygarlığı - Dinsel düşünüşten felsefi düşünüşe geçiş
Dinsel düşünüş, toplumsal artının tek bir kaynaktan (tarımdan) sağlanıp tek bir egemen katmana aktarıldığı, tarımcı uygar toplumun egemen düşünüş biçimiydi. Ortada, önemli konularda, o katmanın toplumsal konumundan bakılarak edinilmiş tek bir görüşün bulunması nedeniyle (ona) inanca dayanan bir düşünüştü. O katmanın insanlarınca ya da beslediği profesyonel düşünürlerce formülleştirilen görüşlere, düşünce tüketicileri konumunda bulunan insanların inanmaktan ya da inanmamaktan başka seçenekleri olmuyordu. Ama, egemen katman değişince, ya da ortaya birden çok kaynaktan, birden çok katmana toplumsal artı aktarıldığı bir durum doğunca, sonuç da değişebiliyordu. Tüm toplumu ilgilendiren önemli bir konuda, ortaya, farklı katmanların konumlarından edinilmiş, farklı çıkarlara uygun iki farklı görüş çıkabiliyordu. Böyle durumlarda (hangisi doğru? diye) inancın yerini eleştirel düşünce alabilmekteydi. Benzeri düşünme koşulları, farklı uygarlıkların, farklı düşünce geleneklerinin karşılaşmasında, onların arasında kalan toplumlarda da (bak. s. 639) doğabilmekteydi.
Sayfa 707·Kitabı okudu
Yunan Uygarlığı - Helenci Dönem'de Doğu-Batı kültür bireşimi
Ptoleme Soter tarafından Aleksandria'da (İskenderiye'de) kurulan "Mouseion" 1 milyon tomarıyla Klasik Çağ'ın en önemli araştırma ve bilgi odağı olmuştu. İÖ 270'te, Roma iç savaşı sırasında yıkıldı. Buradaki İsacı patriğin, "paganlık odağı" diye örgütleyip kışkırttığı bir ayaklanmada ek yapısı, içindeki (papirüs kağıdına yazılı) kitaplarıyla birlikte yakıldı. İmparator Justinianos (İS altıncı yüzyıl ortasında) elyazmalarının çoğunu Konstantinopolis'e taşımıştı. Kalan birazı ise, 642 Arap İslam fethini izleyen yıllarda yok edildi. Yoksa kitaplığın yok olmasının nedeni (bazı çevrelerde söylendiği gibi) Moğol fethinde Hulagu Han'ın yakıp yıkması değildir. İslam fatihinin "içindeki kitaplar Kuran'a aykırıysa yakın; uygunsa Kuran varken bu kadar çok kitaba ne gerek var; gene yakın" diye yaktırdığı da doğru değildir. # s. 706 = 36 no'lu alıntı #
Sayfa 780·Kitabı okudu
Yunan Uygarlığı - Atina - Demokrasinin ve Atina'nın sonu
Atina emperyalizminin, bağımsızlığına düşkün Yunan kent devletleri dünyası için bir tehlike oluşturacak denli güçlenmesi, Sparta'yı eyleme geçirdi. "Hellas'ın kurtarıcısı" rolüyle Atina'nın karşısına çıktı. Otuz yıl kadar süren Peleponnesos Savaşı sonunda (İÖ 404'te) Atina demokrasisi Sparta timokrasisine boyun eğdi. Atina'yı ele geçiren Spartalılar, hemen hemen her zaman emperyalist serüvenlerden yana politikalar izlenilen demokrasinin yerine, onu eleştiren aristokratlara dayanan, "Otuzlar Tiranlığı" denen bir düzenin kurulmasını sağladıktan sonra çekildiler. Ancak Spartalıların yerleştirdikleri bu azlık yönetimi (oligarşi) de Atina'ya kararlılık getirmeyecekti. Çünkü bu tarihte sınıf savaşı neredeyse tüm Yunan dünyasını sarmış bulunuyordu. Birçok yerde iç savaş çıktı. İç savaşlarda bir kentin demos partisi, demosun siyasal erki elinde tuttuğu öteki kentlerin yardımını istiyordu; aristokratlar da başka kentlerin aristokratlarından yardım alıyorlardı. Bu, Yunan'da kenttaşlık, kent devleti kavramının ve birliğinin yıkılması demekti. Aynı zamanda iç savaştan kaçınmanın olanaksızlığını gösteriyordu. Bu koşullarda ne iç savaşları durduracak ne Yunan'ı birleştirecek bir güç Yunan içinden çıkabilirdi. Dışarıdan geldi; Makedonya, iç savaşı durdurma ve Yunanistan'ı birleştirme savıyla (İÖ 339'da) Yunanistan'ı fethetti.
Sayfa 704·Kitabı okudu