Reformların sonucunda, yerleşik bir toplum içinde göçebe toplumun kurumlarını yaşatmak gibi şaşırtıcı, yerleşik yaşayış biçimiyle çelişkili görünen bir durum doğdu. Egemen fetihçi katman olarak "Spartanlar" denen eli silah tutan tüm erkeklerden oluşan "savaşçılar" kesimi, sürekli bir kışla yaşamına başladı. Kışlalarında, birlikte yiyip içip, yatıp kalkıp, savaşçılık eğitimi yapmak dışında hiçbir iş tutmadılar. Tarihçiler, buna bakarak, Sparta'yı bir "kışla devleti" olarak nitelerler.
Evli Spartanlar bile evlerine (bir suçmuş gibi) geceleri gizlice uğrayıp hemen kışlalarına dönüyorlardı. Kışla yaşamı (Yunan erkek toplumunda pek yadırganmadığı anlaşılan) eşcinselliği de yaygınlaştırmıştı. Öyle ki deneyimli savaşçılar ile oğlanlar (özendirilen erkeklik ülküsü adına iyi bir savaşçı olmaya can atan kahraman adayları) arasında özel, duygusal ve tensel ilişkiler kuruluyordu. Her iki yan savaşta, Sparta aşkı yanı sıra, birbirlerinin gözüne girmek için (hiç değilse gözden düşmemek amacıyla) canla başla savaşıyordu. Persler, Yunanistan'ın kuzeyindeki giriş kapısı olan Thermopilai geçitinde (İÖ 480'de) sabahleyin çadırlarından çıktıktan sonra aynalarıyla uzun saçlarını tarayan Spartalıları "kadın gibi" görmüşlerdi. Ama Leonidas komutasındaki üç yüz Spartanın son savaşçısı ölene dek Pers ordusunu uzunca bir süre geçirmeyince, aslında ne oldukları görüldü.¹⁶ (Herodotos, Tarih, VII. 204-208'de olayı böyle anlatıyor.)