Ganj uygarlığı da (Ortadoğu uygarlıkları gibi) göçebe çoban barbar toplulukların akınlarına uğramıştır. Ama (Ortadoğu'nunkilerden farklı olarak) hemen her büyük akında barbar topluluklar üstün gelmiş hanedanları yeni gelenler kurmuşlardır. Bu, Hindistan'ın yerli (ve zamanla yerlileşen) halklarının, çoğu zaman Hindistan'ın yerlisi olmayan halklarca yönetildikleri anlamına gelir. Böyle bir durum, bir dereceye dek kast örgütlenişinin sonucu olarak görülür. Hintlilerin kendilerini topluma (uyrukluk, kenttaşlık, yurttaşlık gibi) siyasal bir bağla değil, kast bağı ile (dar bir dinsel bağla) bağlı görmeleriyle açıklanır. Kasta ilgi duyup siyasal birliğe ilgi duymamalarına verilir. Kimliklerini kast içinde edinmişler; devlet, egemen hanedan yıkılsa, değişse de sorunlarına kast içinde çözüm arayıp bulabilmişlerdir.
Hint devletlerinin yabancı hanedanlarca kurulmasının olsun, yönetilmesinin olsun, bir başka nedeni, bir başka açıklaması vardır: Hindistan koşullarının kuşaklar üzerinde yaptığı "yumuşatıcı etki"! Bir önceki barbar akınıyla gelip yerleşen, egemen katmanı ve yönetici hanedanı oluşturan halklar, bir sonrakinin yönetilen uyrukları konumuna düşmüşlerdir. Bu olgu, bir önceki halkın, uygar yaşamın yumuşatıcı etkileri üzerine binen iklimin ve coğrafyanın yumuşatıcı etkisiyle, savaşçılık istenç ve yetilerini yitirmesiyle açıklanmaktadır.
Gerçekten Hindistan, özellikle Kuzey Hindistan, tarih boyunca Aryan, Pers, Makedon, Budist, Türk (Kuşan), Müslüman Türk-Moğol, Avrupalı egemenlerce yönetilmiştir. Hindu Marathalar'ın başarılı başkaldırma eylemi sonucunda (İS 17. yüzyılın ortalarında) egemenliklerini kazanmalarına benzer örnekler enderdir.