Koray Durdu

Hint Uygarlıkları - İndüs Uygarlığı - Sümer etkisi
...Böyle bir etkinin (olmuşsa) fetihle ve Sümer'in kendi kültürünü dayatmasıyla olmadığı biliniyor. Bunu, İndüs uygarlığının yazı, ikonografi, kent plancılığı, birölçek (standart) tartı ve ölçü araçları gibi (Sümer'inkinden farklı) kültür ürünlerinin varlığından biliyoruz. Bunu, İndüs'te zigurat ya da piramit benzeri yapıların yokluğundan da çıkarabiliyoruz. Mezopotamya Vadisi ile Indus Vadisi arasında gerek güneyden deniz yoluyla, gerek kuzeyden kara yoluyla mal değişimi (mübadele) ilişkilerinin şaşmaz kanıtları var. Bunların en bilineni her iki yörede karşı yanın mühürlerinin bulunması. Mühürlenen mallarla birlikte (en azından mühürler üzerindeki) düşüncelerin, hatta kurumların da taşınabildiği biliniyor. Böyle bir taşınma (Mısır örneğinde gösterildigi gibi) yerli biçimlerin ve yerli kurumların geliştirilmesinden önce bir öykünme (taklit) evresinin varlığını gerektirir. Mısır örneğinde kanıtlanan bu öykünme olgusunun kalıntıları, İndüs örneğinde (taban suyu yüksek ırmak mili altında kalmış olabilecekleri nedeniyle deniyor) şimdiye dek bulunabilmiş değil. Buna karşılık, Sümer yazılı kaynaklarında "Meluhha" denen ülkeden getirildiği söylenen çeşitli mallar, İndüs kaynaklı olup Sümer-İndüs alışverişinin kesin kanıtıdır. Ancak bu alışverişin, İndüs uygarlığını tetiklemedeki etkisini (geçmişini) saptamak kolay değil.
Sayfa 493·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
MısırUygarlığı-EskiMısır ın son ışığı AleksandriaMüzesi/Kitaplığı
Kitapları yanmış, dağılmış da olsa, Aleksandria (İskederiye) Kitaplığı'nın Mısır, Yunan ve Roma kültür kalıtının sonraki çağlara geçirilmesinde büyük katkısı olmuştur. Yükseliş evresinde İslam kültürüne de katkıda bulunduğu yadsınamaz. Aleksandria Kitaplığı'nın bu olumlu katkıları yanı sıra, olumsuz etkilerinin de bulunduğu ileri sürülmektedir: Yıldızının parladığı dönemlerde Aleksandria'nın Mısır dünyasının maddesel olsun tinsel (simgesel) olsun değerlerinin önemli bir bölümünü yutarak, çağın bilginlerini kendine çekerek, ülkenin geri kalan bölümlerinin geri kalmasına yol açtığı savı bunlardan biridir. Ötekisi, Mısır'ın büyü ve bilgelik tanrısı olan Tot'un, Yunan tanrısı Hermes ile özdeşleştirilmesiyle yaratılan Hermetizm akımıdır. Bu akım kanalıyla "karanlık bilgiler" olarak bilinen büyücülük bilgi ve tekniklerinin Ortaçağ Hıristiyan kültürünün karanlığına katkıda bulunması da göz ardı edilmemelidir.
Sayfa 489·Kitabı okudu
Mısır Uygarlığı - Erken Hanedan Dönemi - Kentler ve başkentler
Frankfort, Uygarlığın Yakındoğu'da Doğuşu, s. 130'da, Eski Mısır'da (başkentler dışında) kent denen yerlerin kırsal bölgelerin pazar yerleri olan kasabalardan öte bir şey olmadığını söylemektedir. Teb'in bir metropol (büyükkent) niteliğine büründüğü İÖ 2. binyıl ortalarına dek sürekli bir anakentin bile bulunmadığını eklemektedir. Maisels, Uygarlığın Doğuşu, s. 437'de, toplumsal artının gerçek ekonomik etkinlik odağı kentlerde değil, köyler denizi içindeki başkentlerde toplandığı toplumsal oluşumlara ("kent devleti" kavramına karşıt bir kavramla) "köy devleti" denmesini önermektedir. Böyle bir kavram, Eski Mısır gerçekliğini kavrayıcı görünüyor. #s. 472=27 no'lu alıntı#
Sayfa 569·Kitabı okudu
Mısır Uygarlığı - Erken Hanedan Dönemi(İÖ 2920-2575) - Firavunluk
Firavun sanı (Eski Mısır dilinde per-o) "büyük ev" anlamına gelip, Erken Hanedan zamanında egemenin sarayı için kullanılıyordu. Bu etimolojisi, Firavunluğun toplumsal artının toplanıp yeniden dağıtıldığı odak olarak doğuşunu açıklayıcıdır. Firavun sözü neden sonra (ancak Yeni Firavunluk döneminde) egemenin sanı olarak kullanılmaya başlanacaktır. Tarihyazıcılığında "Firavun" sözcüğünü, belli bir egemenin adıyla birlikte sanı olarak kullanılmadığı durumlarda da hep büyük harfle yazma geleneği vardır. Ayrıca bu sözcüğün "kral" olarak çevrilmesi de doğru değildir. Çünkü kralınkinden farklı bir yönetsel konumdadır. Bir kez bir insan değil tanrı, daha doğrusu tanrının insan bedenine girmiş ruhu olarak görülür. Bu ruh, inanca göre, içine girdiği bedenin ölümü üzerine yok olmayıp yeni egemene geçecektir. Sonuçta Firavun'un Mısır tarihi boyunca kimliği değişmeyen bir tanrı olarak görüleceği anlamına gelir. Bu yüzden tarihte Firavun sözcüğünün her geçtiği yerde aynı kimsenin adı gibi büyük harfle yazılması geleneği oluşmuştur. Firavunluk yönetiminde bakanlıklara benzer kurumlar gelişmeyeceği gibi, bir yargı kurumu da gelişmeyecektir. Ayrıca, tanrı sayılan bir yöneticiden tanrısal yasaları derletip, (tanrı vekili bir yöneticiden beklenebileceği gibi) onlara kendisinin de uyması beklenemeyecektir. Mısır tarihinde Mezopotamya'nınki benzeri yasa derlemelerinin bulunmayışının nedeni budur. ...kökeni tarihöncesinin karanlıkların- da kalmış bir gelenekle, Firavunluk anasoyçizgisine göre geçmektedir. Ama Firavunların (Tanrı Horus gibi) erkek olması beklenmektedir. Bu durum, erkek kültürlü bir göçebe çoban topluluğun kadın kültürü ağır basan yerleşik çiftçi toplulukla karışması senaryosuna uygundur. Tarihsel gerçeklik böyle olsun olmasın, durumu kurama (Firavunluğun yasallık
Sayfa 469·Kitabı okudu
Atatürk ve Türkiye'de Arkeoloji
"Tarih araştırmalarında arkeoloji ve antropoloji başta gelir, tarih bu bilimlerin çıkardığı belgelere dayandıkça sağlam temelli olur. Çağdaş uygarlığı anlayabilmek, kavrayabilmek, dünyadaki eski uygarlıkları, insanlığın ilk uygarlıklarını doğru tanıyabilmekle mümkündür." diyen Atatürk...
Sayfa 32·Kitabı okudu