İç ve dış ticaretin daha önce Çin ekonomisinde yarattığı mal yapımı ve buluşçuluk (Çin ipekli dokumalarını İS ilk yüzyıllarından beri tanıyan) Batılılarda Çin'e hayranlık yaratacak düzeye ulaşmıştı. Çin'den (onbirinci yüzyıl ile onüçüncü yüzyıl arasında) Avrupa'ya giren barut, baskı tekniği ve pusula, Çin'in ulaştığı üstünlüğün somut göstergeleri oldu.
Ne var ki Çin'in Avrupa ticaretini devinime geçirmesi, onlara ulaştırma ve ticaret alanında yararlanılacak araçları sunması, uzun erimde Çin'in yararına olmadı. Daha çok Avrupa toplumlarının yararına sonuçlar doğuracaktı. Şöyle ki pusulalarla ve toplarla donanan Avrupa ticaret ve savaş gemileri, dünya çapında serüvenlere giriştiler. Karşılarında durabilecek tek güç Çin donanmasıydı. Ama tam yarışma başlayacakken, Çin yönetimi “iç politika nedenleriyle”, okyanuslara çıkabilecek büyük teknelerin yapımını (1434'te) yasakladı. Böylece özel tacirlerin okyanuslarda kalkışabilecekleri girişimlerini yasa dışına düşürmüş oldu.
Söz konusu yasaklamaların bahanesi ne olursa olsun, temelde başka nedenler yatmaktaydı. Bunlardan biri, bürokrasinin tacirler burjuvazisinin güçlenmesinden duyduğu korku olsa gerek. Sonuçta, imparatorlukları kapitalizme ve endüstri devrimine götüren yolda emperyalist yarışma, Avrupa, Amerika ve Japonya ülkelerine bırakılmış oldu.
Bununla birlikte Çin'in, köylü devrimi ile ve Maocu biçimiyle sosyalist düzene geçilmesinde önemli bir ekonomik ve kültürel atılımı (sonunda) başardığı biliniyor. İnsanlık tarihine bu noktada katkıda bulunduğu unutulmamalı. Benzeri bir atılımı, küreselleşme çağında başarmakta olan Çin toplumunun gerisinde büyük bir kültürel birikim
vardır. Söz konusu atılımları yaparken dayandığı, güç aldığı, kesintisiz (üç binyıllık) bir kültürel evrimin bulunduğu akıldan çıkarılmamalı. Böyle