Koray Durdu

Mezopotamya'da Uygar Top. Gelişmesi-Tanrılara ölümsüzlük yakıştırması
Tanrı kavramının geliştirilmesinde (örnek alınan) efendilerin, yöneticilerin, insanın özelliklerinin tanrılara bağışlanması, onları ancak insan türüne eşit bir düzeye yükseltebilirdi. Amaç onları insan türü üzerine çıkarmaksa, onlara hiçbir insanda bulunmayan bir nitelik yakıştırılmalıydı. Bu da olsa olsa "ölümsüzlük" olabilirdi. Ancak tanrının ölümsüzlüğü kavramı da (yoktan var etme kavramı gibi) dinsel düşünüşün evriminin oldukça ileri bir noktasında ortaya konabilecektir. Böylece tanrı kavramına yetkin biçimi, ancak o zaman verilebilecektir. Gerçekten başlarda, hiç değilse kimi tanrıların (Tammuz gibi) ölebildiklerini, kimi tanrıçaların (Tiamat gibi) öldürülebildiklerini okuyoruz tabletlerde.
Sayfa 407·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mezopotamya'da Uygar Top. Gelişmesi - Tanrıların insanlara benzetilmeleri
Burada, tanrılara "yaratma" yetisinin bağışlanmasında, efendinin, yöneticinin değil, genel olarak insanın örnek alındığını görmek şaşırtıcı olacaktır. Gerçekten, canlılar arasında yalnızca insanın (hem maddesel araçlar hem bitkisel ve hayvansal besinler hem de simgesel araçlar üretme anlamında) tek yaratıcı canlı olduğunu (Giriş bölümünde) gördük. Böyle bir bağlamda "yaratma", yoktan var etme değil, varlığın biçimini değiştirerek, ona doğada kendiliğinden oluşmayan yeni "biçimler" ve "nitelikler" kazandırmaktır. Tanrı anlayışında yoktan var etme anlamında yaratma, tektanrıcılıkta, hatta onun ileri bir evresinde geliştirilen bir kavramdır. Mezopotamya mitoslarında (ileride) görüleceği gibi, ilk tanrıların "yaratma" eylemi, varlığın kaos durumuna biçim kazandırmadır. Tektanrıcılığın bile başında bilindiği gibi, Rab'bın insanı yoktan değil, balçığa biçim vererek "yaptığı" söylenir.
Sayfa 407·Kitabı okudu
Mezopotamya'da Uygar Top. Gelişmesi - Tanrıların yöneticilere benzetilmesi
Tektanrıcılıkta "yaratıcılık" özellikleri öne çıkarılana dek, tanrıların birinci özelliği, çalışmayıp kullarını çalıştırmaları olmuştur. İkinci özellikleri ise, uyruklarını yönetmeleri! Gerçekten, tanrı kavramı geliştirilirken yönetenler ile yönetilenler arası eşitsizlikçi ilişki örüntüsü (modeli, kalıbı) tanrı-insan ilişkisine örneklik etmiştir. Bu ilişkide tanrıya yönetici konumu sunulmuştur. İnsan yönetici, bir kent devletini yönetiyorsa, insan öznesinin üzerinde görülen tanrılar, daha geniş ülkelerin yöneticisi sayılacaklardır. Tanrılar, toplumlar yanı sıra, canlı cansız bütün varlıkların, yerlerin, göklerin, kısacası evrenin yöneticisi olarak gösterileceklerdir.
Sayfa 406·Kitabı okudu
Mezopotamya'da Uygar Toplumun Gelişmesi - İnanç psikolojisi
Burada dinsel düşünüşün felsefecisi yapılan Platon'u anımsamamak elde mi? Platon (bak. Devlet, 7. kitap, 514a-517a) ünlü mağara benzetmesinde, bu nesneler dünyanın duyu organlarıyla edilmiş bilgisinin, doğru bilgi (episteme) değil, idealar dünyasında akıl yoluyla edinilmiş doğru bilgi yanında ancak bir sanı (doksa) olduğunu insanlara anlatabilmek için şu kurguya başvurur: İnsanlar bir mağarada, sırtları mağara kapısına dönük, birbirlerine zincirli olarak oturmaktadırlar. Görebildikleri, mağara ağzından vuran ışığın mağara duvarına yansıttığı gölgelerdir. Başka hiçbir şey göremeyip, zincirli oldukları için mağaranın ağzından dışarıya gerçek dünyaya bakamadıkları için, gölgeleri gerçek sanmaktadırlar. İçlerinden biri zincirlerini gevşetip, boynunu çevirip mağaranın ağzından dışarıya bakıp, duvarlarda görünenlerin gerçek olmadığını, gerçekte olanların gölgeleri olduğunu söylese, bunu dönüp bakmayanlara inandırmakta güçlük çekecektir. Oysa, Platon'cu idealist felsefeyle ve dinci düşünüşle yapılan, tam da gerçekliğin böyle tepetakla edilişidir. (s. 403 = 114 no'lu alıntı)
Sayfa 456·Kitabı okudu
Mezopotamya'da Uygar Toplumun Gelişmesi - Doğaya buyurma yerine tapınma
…sihirsel düşünüş, insan-insan ilişkilerinin eşitlikçi olduğu topluluk döneminde gelişmişti. Dinsel düşünüş, eşitsizlikçi toplumda gelişecektir. …ilkel topluluğun insanı… Doğa güçlerine, topluluğun herhangi bir üyesine davranır gibi (eşitlikçi) yaklaşmıştır. Doğadan ne kadar korkarsa korksun, doğadan ne umarsa umsun, böyle bir anlayışla, doğa güçleri karşısında yalvar yakar olmamıştır. Onların ayaklarına kapanmamıştır. Doğaya, doğa güçlerine tapınmamıştır. Öyle ki tapınmanın, dinin sihirden, sihircinin dinciden ayırt edilmesinde kullanılabilecek bir ölçüt (kriter) olduğu söylenebilir. Gerçekten, sihir ile din arasındaki birinci fark, sihir işleminde doğa güçlerinden bir şeyleri yapması ya da yapmaması istenirken, tapınma eyleminde, onlara yalvarılmasıdır. Sihirde, sihirli sözler ve doğayı taklit eden sesler, devinimler, bıkıp usanılmaksızın yinelenir. Böylece istekler duyurulmaya çalışılır. Hatta doğa güçlerinin, bu tür eylemlerle, istenenleri vermeye zorlandığı söylenebilir. Tapınmada ise (ister doğa güçlerine, ister ruhlara, ister tanrısal yöneticilere tapınma biçiminde olsun) bambaşka bir ilişki söz konusudur. Tapınan kendini alçaltır, tapındığını yüceltir. Bunun için, kafalarda önce, kimi öznelerin aşağılık, kimilerinin yüce olduğu yolunda “eşitsizlik” anlayışının yerleşmiş olması gerekir. Böyle bir anlayış ise, ancak eşitsiz insan-insan ilişkilerinin yaşandığı katmanlı uygar toplumda edinilebilir. İnsan-insan ilişkileri alanında bu anlayışla kalıplaşmış kafalar, baş edemedikleri doğa güçlerine aynı anlayışla yaklaşacaklardır. Onlar karşısında, kafalarındaki eşitsiz özneler arası ilişki modeline göre davranacaklardır.
Sayfa 400·Kitabı okudu