Mehmet Akif

Mehmet Akif
@Korkudizade
sade vatandaş | âleme gizli kendine âşikar
Puan vermedi·210 syf.·
2026 2. kitabı
Kesin İnançlılar, kitle hareketlerinin psikolojik arka planını anlamaya odaklanan bir eser. Kitabın temel iddiası, kitle hareketlerine katılan bireyin çoğu zaman kendi hayatından, eksik gördüğü yönlerinden ya da kişisel tatminsizliklerinden uzaklaşmak için bu hareketlere yöneldiği düşüncesi üzerine kurulu. Yazara göre kişi, bir tür fedai ruh haliyle kendisini davaya teslim ederek bireysel varlığını geri plana iter; böylece kendisini daha az düşünür ya da düşünmekten kurtulur. Bana göre kitabın en baskın ve akılda kalan tezi bu. Gerçekten de salt kitle hareketleri bağlamında düşünüldüğünde, bu tespit önemli ölçüde açıklayıcı olabilir. Özellikle radikal ve yoğun aidiyet talep eden hareketlerde, bireyin kimliğini kolektif içinde eritmesi gözlemlenebilen bir durumdur. Ancak mesele ideolojilere geldiğinde aynı genellemenin her zaman geçerli olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ideolojiler tarihsel olarak çoğu zaman birer kitle hareketinden doğmuş olsa da, bugün bir ideolojiye sahip olmak her bireyin kendisinden kaçtığı anlamına gelmez. İnsan, hayatının farklı dönemlerinde çeşitli düşünsel çerçeveler benimseyebilir. Bu, mutlaka bir eksiklik duygusundan ya da kendinden kurtulma arzusundan kaynaklanmak zorunda değildir. Aksi takdirde ideoloji sahibi herkesin bir tür kişisel yetersizlik duygusuyla hareket ettiği sonucuna varmak gerekir ki bu fazla indirgemeci olur. Bu nedenle kitabın birçok isabetli tespiti olmakla birlikte, bazı noktalarda genelleyici ve tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. Yine de kitle psikolojisini anlamak isteyenler için açık, anlaşılır ve düşündürücü bir eser. Katılmadığım yönleri olsa da, zihni çalıştıran ve okuru sorgulamaya iten bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·191 syf.·
2025 22. kitabı
Öğretmenim Mori ile Salı Buluşmaları, Mitch Albom’un eski hocası Morrie Schwartz ile yaptığı buluşmaları konu alan, ölüm, yaşam, anlam ve değer üzerine derin sorgulamalar içeren bir kitap. Eserin merkezinde Mori’nin ölüm karşısındaki düşünceleri yer alıyor. Ancak kitap yalnızca ölümle ilgili değil; yaşamın anlamı, insan ilişkileri, sevgi, affetme ve özellikle maddecilik gibi konulara da değiniyor. Mori, birçok bölümde modern dünyanın maddiyata aşırı bağlılığını eleştiriyor. Onun sözlerinde, ruhsal yoksullaşmaya ve insanın kendine yabancılaşmasına dair haklı uyarılar var. Bu eleştiriler, çoğu okur için haklı ve öğretici nitelikte. Yine de 2025 yılının dünyasından baktığımızda, bazı düşüncelerinin artık farklı bir bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini hissediyoruz. Çünkü 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, maddiyattan tamamen uzak bir yaşam sürmek artık neredeyse imkânsız. Günümüzde “değer”, çoğu zaman tüketilebilirlik ve harcanabilirlik üzerinden tanımlanıyor. Dolayısıyla insanların paraya ya da maddi şeylere hiç önem vermemesi artık gerçekçi değil. Yine de Mori’nin amacı, insanlara yalnızca eleştiri yöneltmek değil; daha bilinçli, daha insani bir yaşam biçimi önermek. Öğrencisi Mitch Albom’un bu kitabı kaleme alması da, bir bakıma Mori’yi ölümden sonra da yaşatıyor. Çünkü Mori, başkalarına bir şey öğretebildiği sürece var olduğunu hisseden bir öğretmen. Sonuç olarak Öğretmenim Mori ile Salı Buluşmaları, aklı başında her insanın kendinden bir şeyler bulabileceği, düşündürücü ve öğretici bir eser. Her ne kadar günümüz insanı, Mori’nin her görüşüne bütünüyle katılamayacak durumda olsa da, kitap hem sade diliyle hem de içten anlatımıyla okuyucuya derin bir farkındalık kazandırıyor. Bu yönüyle, herkesin — özellikle de hayatın hızına kapılan modern insanın —
Öğretmenim Mori'yle Salı BuluşmalarıMitch Albom · Boyner Yayınları · 20202,775 okunma
Menfi Tecrübe
Puan vermedi·204 syf.·
2025 17. kitabı
Bu kitabı ilk kez bir YouTube kanalında gördüm. Kanalın sahibi, programına konuk olan kişiden kitap tavsiyesi istediğinde bu eser önerildi. Konuk, kitabı öylesine övgüyle anlattı ki merakım uyandı. Hemen temin edip kütüphaneme ekledim. Ancak başka kitaplarla meşgul olduğum için bir türlü sıra gelmedi. Geçtiğimiz günlerde YouTube’da birkaç yerde daha bu kitaba rastladım. İnsanların övgü dolu yorumlarını görünce ve konusunun da ilgimi çekmesiyle —farklı kentler, tasvirler, betimlemeler, farklı kültürlerin tanıtımı— artık okuma vaktinin geldiğini düşündüm. Kütüphanedeki rafından alıp okumaya başladım. Fakat bundan sonraki süreç benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitaptaki kentlerin anlatımına bir türlü odaklanamadım. Üzülerek söylüyorum ki çoğu anlatımı anlamsız buldum. Neden bu kadar zorlandığımı bilmiyorum; belki bu benim eksikliğimdir. Kitabı kötülemek gibi bir niyetim yok; nihayetinde bir Calvino değilim. Ancak 2025 yılı içerisinde yaptığım en verimsiz okuma bu oldu. Benim için tam anlamıyla bir fiyaskoydu. Elbette kitaptan çok az da olsa aldığım şeyler oldu. Fakat beklentim o kadar büyüktü ki hayal kırıklığım da aynı ölçüde büyük oldu. İzlediğim videolarda öylesine methiyeler dizilmişti ki bambaşka bir eserle karşılaşacağımı sanmıştım. Sadece Marco Polo ile Kubilay Han’ın iletişimde olduğu bölümler ilgimi çekti, ama genel hayal kırıklığı nedeniyle onlara da tam anlamıyla odaklanamadım. Sonuç olarak, tavsiyelerle ve yüksek beklentilerle okunan her kitap aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Yine de inat ettim ve kitabı bitirdim. Verim oranım, eğer bir yüzde ile ifade edecek olursam, %5–10 civarındaydı. Bu benim için üzücü bir durum. Belki ileride bir gün tekrar okur ve bambaşka bir değerlendirme yaparım. Şimdilik bildiğim tek şey, bunun çok kötü bir okuma tecrübesi
Görünmez KentlerItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 20263,221 okunma
Puan vermedi·436 syf.·
2025 16. kitabı
18.yüzyılın son çeyreğinden, 19. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan yaklaşık 50 yıllık bir zaman diliminde geçen Son Yeniçeri, bizi yalnızca bir dönemin siyasi kırılmalarına değil, aynı zamanda bir kimlik dönüşümüne de şahit kılıyor. Roman, bir Rus esirinin Osmanlı topraklarında Türklüğü ve Müslümanlığı tanımasıyla başlıyor. Yeniçeri ağası Arif Ağa’nın himayesine giren Petru’nun, Sarı Abdullah’a dönüşen yolculuğu; okuyucuyu hem bireysel hem de toplumsal bir değişimin içine çekiyor. Yeniçeri Ocağı’nın son demlerine, Bektaşilik tarikatının iç dünyasına ve İstanbul’un o dönemdeki gündelik yaşantısına dair kıymetli detaylar barındıran eser, sadece tarihi roman değil, aynı zamanda bir kültür romanı olma niteliği taşıyor. Arif Ağa’nın oğlu Yeniçeri Subayı Sabit ve Sarı Abdullah üzerinden ilerleyen diyaloglar, özellikle Yeniçerilik kurumunun iç yüzünü, idealizmini ve çöküş sürecini gözler önüne seriyor. “Vaka-i Hayriye” olarak bildiğimiz o büyük değişimi, bu kez içeriden bir bakışla, Yeniçeri bakışıyla değerlendirme şansına sahip oluyoruz. Tarihi okuryazarlığı olanlar için başlı başına bir ziyafet, ancak tarihle çok da içli dışlı olmayan okurlar için de sürükleyici kurgusuyla kolayca içine çeken bir roman. Dönemin İstanbul’unda gezinen, tarikat meydanlarında soluklanan, yangınların dumanı arasında hakikati arayan bir anlatı arayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edilir. İhtiramlar,
Son YeniçeriReha Çamuroğlu · Everest Yayınları · 2016648 okunma
Uzun Süre Sonra Bir İnceleme Yazısı İhtiyacı;
Puan vermedi·192 syf.·
2023 25. kitabı
Müellif Münevver Ayaşlı harikulade dili ile yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğu'nun temsili bir ailenin bu yıkıntının altında kalışını ve yeni kurulan düzene karşı ayak uyduramayışı üzerinden mazi ve geleceği mukayese ediyor fakat gel gelelim ki verdiği tarihi bilgilerin yanlı ve yanlış olması sebebi ile bu güzelim dile biraz yazık olmuş, çünkü yazar burada tamamen kendi fikirlerini romana çok taraflıca aktarmış. Bu da üzgünüm ki fazla yanlılık sebebiyle romanın tadının kaçnasına sebep olmuş. Tüm bunlara rağmen tavsiye edilebilecek bir kitap olduğuna da değinmek isterim. Yıkılan İmparatorluğun enkazı altında kalan aile, gerçekten seçilmiş ve İstanbul'un etinden sütünden yararlanabilen bir aile. Fakat bu aile bütün bir Anadolu'yu bütün bir Türk Milleti'ni temsil etmiyor. Yazar Ayaşlı bu ailenin başına gelenleri baştan başa bütün Türk Milleti'nin trajedisi gibi aktarsa da bu doğru değil. Zaten o yıllarda ve evvelki yıllarda bile Anadolu'nun ve Türk Milleti'nin hali perişandı. Yazar burada gerçeği maalesef ıskalamış. Anadolu'da insanlar kızlarına envayiçeşit ecnebi lisanlarını öğretecek hocalar, kızlarına piyano dersleri verecek hocalar tutamıyordu ve bu imkanlara erişemeyen kitle çoğunluktu, yıkılan sancaktan elbette onlar da etkilenmiştir ama Pertev Bey'in ailesinin trajedisi ile Anadolu Türk Köylüsü'nün trajedisi asla bir değil. Bu yüzden yeni Cumhuriyet ve Ankara üslubu ile eski İstanbul üslubunun mukayese edilişini bu Anadolulu Türk Milleti'ni tümden kapsayacak şekilde yapmak her ne olursa olsun gerçeği görmemektir ya da sadece kendi ideolojik zaviyenden bakmaktır. İmparatorluk da Cumhuriyet de hata ve sevabıyla bizimdir, bizim tarihimizdir ama bu tarihe biraz daha objektif bakabilmek gerektiğini düşünüyorum.
Pertev Bey'in Üç KızıMünevver Ayaşlı · Timaş Yayınları · 2025321 okunma