okure

Sultan II Mehmed in yürürlüğe koyduğu kanunname’nin 35. maddesinde yiyecek ile ilgili şu ifadeler yer alır ‘ benimle kimsenin yemek yemesi, aileden olmadıkça, kanununu değildir. Ecdadım vezirler ile yerlermiş. Ben bunu yasakladım’ eski hanlar askerler ile beraber yemek yerlerken 15. yüzyılın ortalarından itibaren bu yasaklanmıştı halka açık divan günlerinde sultan yemek yerken yanında ayakta durulabilirdi,  ancak istisnalar dışında Sultan’la birlikte yemek yenmezdi .
Sayfa 94 - Sultanın yemesini çıkardığı sesle herkes bir yerlere saklanır görülmez olur susar böylelikle sultanın rahatsız edilmemesi gerektiğini bilirdi
Reklam
15. yüzyılın ortasında Osmanlı hükümdarı hem Han hem sultan hem de padişahtı. Otoritesini tanımlayan bu üç unvan bu toprakların hakiminin tarihle bağlantılarını göstermekteydi: eski Türk çağlarından gelen “han”, Müslüman türklerin devrinden gelen “sultan” , Abbasi ve Bizans kökenli “padişah”
Sayfa 87
Sofra kurallarına göre içerken muhabbet edilirdi. Bu sohbetler hem aile arabasında hem de konuklarla beraber yapılırdı. Amaç bir arada vakit geçirmek olduğundan sohbetin dini bir anlamı yoktur. Bu tarz ziyafet sofraları hakkında yazar Gelibolulu Mustafa Ali (1541-1600) bir kitap yazmıştır. İstanbul’daki içecek çeşitleri çoktu. Mesela Şeyh ve ulema tarafından da beğenerek içilen boza’yı hamile kadınlar ve yeni anneler de bebeklerini kuvvetlendirdiğine ve sütlerini artırdığına inandıkları için içerlerdi. 17. yüzyılın ortalarında bitki çaylarından meyve sularına arak (rakı) dan bir çeşit kahveli körüne salep‘ten muhallebi misket Şarabınndan müsellese uzun süre kaynatılarak yapılan şaraptan dondurulmuş şaraba kadar 40 çeşit içecek mevcuttu. Eyüp ve Galatanın sütü de çok meşhur olup bu sütten Mübtehil adında sadece Sufilerin ictigi özel bir şerbet yapılırdı.
Sayfa 85
16. yüzyıla kadar Osmanlı’da liyakate göre görevlendirmeler yapıldı, Avrupa’daki asalete göre görevlendirmeleri Osmanlılar idareyi bozacak tuhaflıklar olarak görmekteydiler. Herkesin başı sayılan sultanın dışında sadrazamlar ve devletin önde gelenleri devlet idaresini ve savaşmayı bilmeliydiler. Bu Sadrazamların ve devlet görevlerinin hangi aileden geldikleri önemli değildi; Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa gibi bir balıkçının oğlu da olabilirlerdi; İnebahtı Savaşı’nda gemilerini kurtarabildiği için (1571) sultan tarafından kendisine kılıçali ünvanı verilen Uluç Ali gibi çocukluğunda çobanlık da yapmış olabilirlerdi.
Sayfa 84
Türk tatlılarının olmazsa olmazı sayılan kestane şekerinin Osmanlıda ortaya çıkması için 20. yüzyılın başını beklemek lazımdı. Bu tatlıyı Osmanlılar 16. yüzyılda kestane şekeri imal cuneolulardan (İtalyan şehri) öğrenmiştir. Günümüzde kestane şekeri imal edenler bu tatlıyı Türk damak zevkine uygun olarak yapmaya devam ederler
Sayfa 63
Reklam