Nesta, başından beri sevmediğimbir karakterdi, tıpkı yazarın bize yansıttığı gibi ama bu kitabı okudukça kendimden parçalar gördüm. Sevdiklerini yanında kabul etmeye başlaması, geçmişte yaşadıklarını kabul edip ileriye bakması ve zamanla iyileşmesi. Aslında tüm seri boyunca, hatta hayatı boyunca Nesta'nın kenara itilmiş, beklentileri ve istekleri karşılanmamış bununla birlikte isediği sevgiyi görmemiş olması (çevresindekiler ne kadar onu sevse bile beklentilerini karşılayamadıkları için kendi istediği sevgiyi ona ulaştıramamış olmaları) bunların bir çoğundan mahrum kalmasından kaynaklı sert duvarlarını örmüş bi karakter. Sayflar ilerledikçe iç huzurunu bulması, bunun sevdiklerinin yanında olmasıyla gerçekleşmesi, olduğu kişiyi kabullenip yoluna deva etmeyi seçmesi aynı zamanda kendini iyileştirmek için çabasının olması beni etkilyen şeydi. Karakter gelişimi açısından etkileyici ve güçlü bir kadın karakterdi en çok hoşuma giden ise bu yanı oldu. MUtlu olduğunu ve çevrendekilerin seninle olmasına izin verdiğini görmek güzeldi Nesta Archeron....
'Bir kereliğine olsun, akıp gittiği gibi yaşayabileceğim bir hayat. Sonrasında da hayalimi kovaladığım bir hayat. Son olarak, özlemini çektiğim, bana en çok uyan hayat; keyif dolu olan.'
Gerçekten sevdiği bir işi mi yapmalıydı? onun sevdiği bir iş yoktu ki. Bir şey yaparken keyif aldığı da, heyecanlandığı da olmamıştı. Hepsi birbirinin aynıydı, zaman zaman hem eğlenceli, hem de sıkıcıydı. 'Bu işi yapmazsam ölürüm' diyecek kadar istek duyduğu bir şey de, ölmek istemesine sebep olacak kadar zor olmasına rağmen yapmaktan kaçındığı bir şey de yoktu. İyi olduğu bir şey de yoktu. Hepsi ortalamaydı. Sevdiği ve iyi olduğu bir iş olmayan Minchul, nasıl yaşaması gerektiğini bimiyordu.