"Bir gün biraz aç olduğunu hissederek kendisine bir simit ,kuşlar için de bir simit alarak ufak parçalara ayırmaya başlamış .Çayını ısmarlamış .Nedense o gün hiç kuş gelmemiş.Kuşlar için ayırdığı simit parçaları elinde kalmış.Bu hanımefendi ,öyküsünü benimle paylaşırken şöyle demişti ;'Kuşlara simit verirken kendimi güçlü hissediyordum;sanki onların sahibi bendim ve onlar benim sayemde hayatta kalıyordu ve bana muhtaçtı.O gün gelmediler .O gün içimde yalnızlık ve mutsuzluk hissettim .Elimdeki simit parçalarına baktım,bana hiçbir anlam ifade etmediler .
KUŞLAR OLMADAN O SİMİT PARÇALARININ BİR ANLAMI KALMAMIŞTI .O AN ANLADIĞIM ŞU OLDU ;KUŞLARIN BANA MUHTAÇ OLDUĞU KADAR BEN DE ONLARA MUHTAÇTIM.KUŞLAR OLMADAN O SİMİDİN BİR ANLAMI YOKTU !"'
Dergideki şehir efsanesiyle ilgili yazıda şöyle deniyordu :
Günün sonunda ,ister geçmişe dönmüş olun ister geleceğe gidin ,şimdiki zaman değişmiyor .Bu da akıllara şu soruyu getiriyor:O halde o sandalyenin ne anlamı var ?
Ama Kazu insanların karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun her zaman üstesinden gelecek güce sahip olduklarına inanmaya devam ediyordu .Sadece cesaret gerekiyordu .Eğer sandalye bir kişinin bile kalbini değiştirebiliyorsa o hâlde kesinlikle bir anlamı vardı .Yine de zamanda yolculuk etmek isteyenlere soğuk ifadesiyle sadece şöyle diyordu :
"Kahveyi soğumadan önce iç."
SON