"Bir gün biraz aç olduğunu hissederek kendisine bir simit ,kuşlar için de bir simit alarak ufak parçalara ayırmaya başlamış .Çayını ısmarlamış .Nedense o gün hiç kuş gelmemiş.Kuşlar için ayırdığı simit parçaları elinde kalmış.Bu hanımefendi ,öyküsünü benimle paylaşırken şöyle demişti ;'Kuşlara simit verirken kendimi güçlü hissediyordum;sanki onların sahibi bendim ve onlar benim sayemde hayatta kalıyordu ve bana muhtaçtı.O gün gelmediler .O gün içimde yalnızlık ve mutsuzluk hissettim .Elimdeki simit parçalarına baktım,bana hiçbir anlam ifade etmediler .
KUŞLAR OLMADAN O SİMİT PARÇALARININ BİR ANLAMI KALMAMIŞTI .O AN ANLADIĞIM ŞU OLDU ;KUŞLARIN BANA MUHTAÇ OLDUĞU KADAR BEN DE ONLARA MUHTAÇTIM.KUŞLAR OLMADAN O SİMİDİN BİR ANLAMI YOKTU !"'
Dergideki şehir efsanesiyle ilgili yazıda şöyle deniyordu :
Günün sonunda ,ister geçmişe dönmüş olun ister geleceğe gidin ,şimdiki zaman değişmiyor .Bu da akıllara şu soruyu getiriyor:O halde o sandalyenin ne anlamı var ?
Ama Kazu insanların karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun her zaman üstesinden gelecek güce sahip olduklarına inanmaya devam ediyordu .Sadece cesaret gerekiyordu .Eğer sandalye bir kişinin bile kalbini değiştirebiliyorsa o hâlde kesinlikle bir anlamı vardı .Yine de zamanda yolculuk etmek isteyenlere soğuk ifadesiyle sadece şöyle diyordu :
"Kahveyi soğumadan önce iç."
SON
"Her şeyi tek başına yapan biri .Köydeki demirci ustası gibi mi?"
"Öyle.
"Biliyor musun ,bunu başarabilmiş olman harika bir şey."
"Gayretli olmayı mı ?"
"Gayret edebilmeyi ."
"Başka hiçbir özelliğim olmasa bile mi ?"