Toplam 4 öyküden oluşan bu muhteşem eseri okurken insan ilişkilerinin derin analizinin keyfini çıkardığımı söylemek isterim. İlk öykü ve kitabın ismini alan “Ev Sahibesi”, bir kadının ruhundaki belirsizlik ve bu belirsizliğe rağmen istediği hayata ulaşma çabası ama aynı zamanda mevcut şartlardaki esaretinden kurtulma çabasızlığı tasvir edilmekte. Evine gelen misafirle olan iletişimi, aslında ne kadar içten ama bir o kadar da bencil olduğunu hissettiryor.
En çok etkilendiğim öykülerden biri ise “Dokuz Mektupluk Roman”. Burada, adeta bir yanlış anlaşılmayı yahut çıkar çatışmasını veya bir kişinin durumdan kaçmaya veya o durumu yalnızca sözcüklerle kurtarma çabasını izliyoruz. Okurken keyiflendiğim, fakat son mektuplara dek hangi tarafın haklı olduğuna karar vermekte zorlandığım ve en sonda taraflardan birinin beni ikna edebildiği bir öyküydü.
İnsan ilişkilerinin çıkar üzerine kurulduğunu fakat çoğu insanın bu çıkarlarını gözetlerken bile aslında iyi bir yürek taşıdığını ya da en azından kendini öyle görmek istediğini veya karşıdaki kişinin merhametinin bunun böyle görünmesine müsaade ettiğini gösteren harika bir eser “Ev Sahibesi”.