Melike M. Selçuk

Melike M. Selçuk
“Cogito ergo sum”
Bir palyaçoyu, palyaço gibi davrandığı için suçlama. Kendine neden sirke gitmeye devam ettiğini sor.
Reklam
"Çocuk sorduğu sorular ve gözlemleriyle içinde bulunduğu dünyayı ve kendini anlamaya çalışmaktadır. Bu doğanın insanoğluna verdiği özel ve muhteşem bir potansiyeldir: Anlayabilme, öğrenebilme, düşünebilme yeteneği. Gerçeğin inkår edildiği, kişisel bütünlüğün olmadığı bir yetişme ortamında çocuk bu muhteşem yeteneğini ömrü boyu kaybedebilir: Düşünmenin, anlamanın, algılamanın hiçbir anlamı yok, hiçbir değeri yok,' sonucuna ulaşabilir.
Pek çok ebeveyn, özellikle de narsistik ebeveynler çocuklarına olumlu saygı, geribildirim, kabul ve sevginin koşula bağlı olduğuna dair sağlam ve açık bir mesaj verir. Bu türden bir ebeveynlik karşısında çocuklar, oldukları kişiden dolayı kabul edilmiş hissetmek yerine yaptıkları ya da başardıklarına Dağlı olarak kabul ve değer göreceklerini öğrenirler. Bunun üzerine, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, narsistik ebeveynlerin çocuklarında düşük bir özdeğer hissi gözlemlenir. Koşullu sevgi ve kabul yüzünden çocuklar oldukları halleriyle "yeterince iyi olmadıkları" ve arzuladıkları ve hak ettikleri kabul ya da sevgiye ulaşmak için daha fazla şey yapmaları ve "daha iyi olmalar" gerektiği mesajını içselleştirirler. Kendi-erini "değersiz" ya da "sevilemez" hissederler.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Aşırı Sosyallesme Olabilir mi? Acaba sosyallesmede asiriya kaçma ve 'aşırı sosyallesme' ola- bilir mi? Evet olabilir. Üstelik can'ı ikinci plana itip yaşamda en önemli seyin sosyal yüz oldugunu çocuklarimiza sosyallesme süreci içinde bizzat biz ögretiriz. "Başkaları ne der?", "Çok ayip!", "Sakin kimse görmesin; sonra senin hakkinda ne dusünürler!" gibi hep sosyal yüz'ü vurgulayan bir yetistirme tarzi içinde, çocuk kendi özünü önemsememeyi ögrenecektir. Kanimca, aşırı sosyallesme ve bunun sonucu olarak bireyselligi kaybetme, toplumumuzda sik sik rastlanan bir durumdur.
Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar, başkalarından istediklerini alabildiklerinde ve onların kendi isteklerine göre davranmalarını sağladıklarında kendilerini iyi hissederler. Bu zayıf benlik saygısı göz önüne alındığında, duygusal olarak olgunlaşmamış insanların çocuklarının duygularına tahammül etmeleri çok zordur. Üzgün ya da telaşlı bir çocuk, kendi iyiliği için endişelerini gün yüzüne çıkarabilir. Eğer çocuklarını hemen sakinleştiremezlerse, başarısız olduklarını hissedebilirler ve çocuklarını kendilerini üzdüğü için suçlayabilirler.
Reklam