Onun bakışları altında sıçrayarak uyandığımda,---Yok canım, sadece bir rüya! --- Unut gitsin! diyor, etrafımı saran korkunç gerçeğin, hücremin ıslak ve nemli döşeme taşlarının, gece lambamın solgun ışığının, giysilerimin kaba kıvrımlarının, fişekliği zindanın parmaklığının arasından parıldayan askerin iç karartıcı suratının üzerinde yazan o lanetli düşünceyi görmek için ağır gözkapaklarımı aralamama fırsat vermeden bir sesin kulağıma:--- Ölüm cezası! Sözlerini fısıldadığını duyar gibi oluyorum.
Dostluğumun bir dalkavukluk sayılması korkusuyla değil, övgülerimin onun bilginliğine ve erdemine erişemeyeceği düşüncesiyle. Kendisi öyle parlak bir ün kazanmış bulunuyor ki onu övmek, atasözünün dediği gibi, güneşi fenerle göstermeğe benzer.