İblis'in inancı yıkmayı hedefleyen düşman olduğunu öğretmişler; İblis her kılığa girebilir ama kılıkların hiçbiri de septisizm ve şüphe pelerininden daha tehlikeli ve daha sinsi olamaz.
Peki bizleri kim koruyacak, kutsal septikler mi? Bilgelik aşkımıza ve köleliğe duyduğumuz nefrete yönelebilecek tehditleri bize kim gösterecek? Bu görev bana mı düşüyor? Biz septiklerin de düşmanları, en olmayacak yerleri inanç tohumları eken ve kuşkulanmamızı engelleyen iblisleri var. Bu yüzden Tanrıları öldürüyoruz ama onların yerine başkalarını koruyoruz, öğretmenleri, sanatçıları, güzel kadınları.
Josef Breuer, tanınmış bilim insanı, kırk yıldan beri Mary adındaki küçük bir kızın unutlmayan gülümsetişini azizlik mertebesine çıkarıyor.
Biz kuşkucular tetikte ve güçlü olmalıyız. Dinsel tahrikler vahşice üstümüze geliyor. Breuer'e bir bakın: Ateist olmasına karşın sonsuza dek kol kanat altında kalmak, bağışlanmak, tapılmak ve korunmak istiyor. Benim görevim kuşkucuların rahibi olmak mı? Kendimi, hangi kılığa bürünmüş olurlarsa olsunlar dinsel arzuları arayıp bulmak ve yok etmekle mi harcayacağım? Düşman çok güçlü; inancın alevi, ölüm korkusu, unutulma ve anlamsızlık gibi bitmek tükenmez bir yakıtla besleniyor.
Anlam bizi nereye götürecek? Saplantının anlamını ortaya çıkardığımda ne olacak? Josef'in semptomları yok mu olacak? Ya benimkiler? Ne zaman? ''Anlama'' kuyularına girip çıkmamız yeterli olacak mı? Yoksa bu batıp çıkmalar sürecek mi?
Üstelik hangi anlam? Aynı semptomun birçok anlamı var gibi görünüyor ve Josef, Bertha'nın anlamlarını bitirip tüketeceğe benzemiyor.
Belki de ortada yalnızca Bertha'nın kendisi kalana kadar bu anlamları bir bir soymalıyız. Bütün anlamlarından sıyrıldığında Breuer onun korkmuş, çıplak bir insan olduğunu, kendisinin, hepimizin gerçekte