Sahiden, tüm erdemlerin haramisi olmalı böyle armağan eden bir sevgi; ama sağlıklı ve kutsal derim ben böyle bir bencilliğe.
Bir başka bencillik daha vardır, fazlasıyla yoksuldur, açlık çeker, hep çalmak ister; hastaların bencilliğidir bu, hasta bir bencilliktir.
Bir hırsızın gözüyle bakar parıldayan her şeye; aç birinin açgözlülüğüyle değerlendirir bol yiyeceği olanı; ve her zaman armağan edenlerin masasına yanaşır.
...
Yukarı doğrudur yolumuz, bir türden bir üst-türe. Ancak, ''Hep bana, hep bana,'' diyen, yozlaştıran bilinç bir dehşettir bizim için.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çok fazlaları yaşar gider ve çok uzun süre asılı kalırlar dalında. Bir fırtına gelse de tüm bu çürük ve kurtluları ağaçlardan silkelese!
Tez zamanda ölmeyi vaaz edenler gelse! Gerçek fırtınalar ve yaşam ağacını silkeleyenlerdir onlar benim gözümde!
Oysa ben sadece yavaş yavaş ölmenin ve ''yeryüzüne ait'' olan her şeye karşı sabretmenin vaaz edildiğini duyuyorum.
Ah, yeryüzüne ait olanlara karşı sabırlı olmayı mı vaaz ediyorsunuz? Yeryüzüne ait olandır size fazlasıyla sabreden, karaçalıcılar sizi!
Sahiden, pek erken öldü yavaş yavaş ölmeyi vaaz edenlerin saygı duyduğu o İbrani: ve o zamandan beri bir felaket oldu çoklarına onun erken ölümü.
Oysa sadece bir İbraninin gözyaşlarını ve hüznünü biliyordu, iyilerin ve adillerin nefretiyle birlikte, -İbrani İsa: ansızın ölüm özlemine kapıldı.
Çölde kalsaydı da, iyilerden ve adillerden uzak dursaydı ya! Belki öğrenirdi yaşamayı ve yeryüzünü sevmeyi- ve gülmeyi de!
İnanın bana, kardeşlerim! Çok erken öldü o; benim yaşıma gelseydi, kendisi çürütürdü kendi öğretisini! Yeterince asildi çürütmek için!
Ne ki olgunlaşmamıştı henüz! Delikanlı olgunlaşmadan sever olgunlaşmadan nefret eder insanlardan ve yeryüzünden. Bağlı ve ağırdır henüz onun duygusu ve tininin kanatları.
Oysa sizin bir hırsız gibi sırıtarak yaklaşan, -ama efendi olarak gelen- ölümünüz, savaşçıdan da nefret eder, zafer kazanan kişiden de.
Kendi ölümümü övüyorum size, kendi rızamla ölümü, ben istediğim için bana gelen ölümü.
Peki ne zaman isteyeceğim ölümü?- Bir hedefi ve bir mirası olan, hedefi ve mirası için uygun zamanda ister ölümünü.
Ve hedefine ve mirasına duyduğu saygıdan ötürü kuru çelenkler asmaz artık yaşamın kutsallığına.
Çokları pek geç ölür ve kimileri de pek erken. ''Tam zamanında öl!'' diyen öğreti, kulağa henüz tuhaf geliyor.
Tam zamanında öl: bunu öğretiyor Zerdüşt
Elbette, tam zamanında yaşamayan, nasıl tam zamanında ölsün ki? Keşke hiç doğmamış olsalardı!- Bunu öğütlerim lüzumsuzlara.
Ama lüzumsuzlar da ciddiye alırlar ölümlerini, çünkü en kof fındık bile kırılmak ister yine de.