“Varlığın kuralsız, zıvanadan çıkmış bir içeriden ya da dışarıdan kaynaklandığını sandığı, tahammül ve tahayyül edilebilir olasılığının dışına defedilmiş bir tehdide karşı o şiddetli, karanlık isyanlarından biridir iğrenme. Tehdit orada, çok yakındadır ama özümsenemez. Arzuya dil döker, onu hırpalar, büyüler ama arzu baştan çıkarılmaya yanaşmaz. Telaşa kapılarak geri çekilir. Tiksinip yadsır. Bir kesinlik, utanç verici olandan korur onu; gurur duyduğu, tutunmaya çalıştığı bir kesinliktir bu. Ama eşanlı olarak o dürtü, o spazm, o sıçrama, imkânsız olduğu denli baştan çıkarıcı da olan bir başka yere yine de sürüklenir. Bir çekme ve itme kutbu, musallat olduğu kişiyi sanki kaçılamaz bir bumerang gibi hiç durmadan, sözcüğün gerçek anlamıyla, kendinden geçirir.
Julia Kristeva, Korkunun Güçleri, Çeviren: Nilgün Tutal, Ayrıntı Yayınları
Jenny Hval, bir kalp atışı ile başlatır Cennet Çürüdü’yü: “Orada, orada değil, orada, orada değil.” Sayfalar ilerledikçe katmanlanan rüyalar, gerçekler ve rüyalı gerçeklikler; sandıklar dolusu dönüşümlerle karşılar okuru. Cennet Çürüdü, kalp atışının metamorfozunu anlatır bize: Susuzluktan kavrulmuş bir dil gibi apış arasından sarkan gevşek, kıpkırmızı bir cinsel organ; seramik klozetin içine kalın bir sesle sıcak süt misali akan idrar; içi dişi bir kırmızılıkta elmaların üzerinde, içeriden sızan öz su ile karışan tükürük; kırılan ve bir midye gibi açılan tırnaklardan fışkıran boncuklara dönüşen meyveler; kupkuru, çıplak, zamansız bir leke; banyoda sporlarını usul usul havaya karıştıran tekinsizce baş vermiş bir mantar. Birbirine dönüşen, birbirini yok eden, birbiri içinde çözülen ve havaya, suya, toprağa karışan imgeler sağanağı.
Dokunsal ve kesitsel bir Bildungsroman olarak Cennet Çürüdü, bize memleketi Norveç’ten kurgusal Aybourne