Kubilay

Kubilay
@KubilayK_
Puan vermedi·156 syf.··
Beğendi
·
2022 17. kitabı
"Çevrimiçi bir astrolog"dan gelen bir e-posta ile açılır Geçiş. Astrolog, Faye’ye “göğünde büyük bir geçiş” olacağını haber vermektedir. Çerçeve’de sessiz varoluşuna Atina sokaklarında eşlik ettiğimiz Faye, memleketi Londra’ya dönmüştür. Astrolog haklıdır, Faye’nin hayatında bir geçiş vaktidir; eve dönüş, yıkım ve yaratım vaktidir. Faye, yeni bir eve taşınmıştır. Kötü komşular, eski dostlar, yeni dostlar; yazarlar, yayıncılar ve okurlar; anneler, babalar ve çocuklar beklemektedir onu. Londra, Faye’ye hazırdır. Geçiş, Rachel Cusk’ın bir tür olarak romanda yarattığı paradigma kaymasının Çerçeve sonrasında bir teyididir âdeta. Londra, hayattır; hayat, yazmaktır. Geçiş’in yayınlanmasından sonra yapılan bir söyleşi esnasında Cusk’a bir okur kendi roman "tarzı"nı nasıl tanımladığını sorar. Cusk’ın cevabı "yaşamak"tır, “olduğu gibi ve yazıya dökmeyi amaçlamadan yaşamak”: Üçleme’nin en güzel özeti budur gerçekten de. Bir inanç sistemi olmaksızın yaşamak ve yazmak. Hakikat sonrası çağda, sahici kalabilmek için anonim ve boşlukta süzülen bir anlatı yaratmak. Tam da bu noktada Cusk, bu sihirsiz sihrin merkezine Faye’yi yerleştirir. İki çocuklu boşanmış bir yazar olduğunu bilsek de kişisel dinamiklerine hâkim olamadığımız Faye, bu anonimliğin bir meta-versiyonuna dönüşür. Üçleme, aslında bir başka “üçleme” arasındaki sınırları yok etmek üzerine kuruludur: Cusk, Faye ve biz. Yazar, okur ve “roman kahramanı” arasındaki sınırları silen bir oto(kolektif)kurmaca ya da Geçiş’ten alıntı ile “bir bakıma hâlâ dükkanın vitrininde yaşıyor” gibi bir okuma deneyimidir bu, " kurgulanmış bir şey, ama aynı zamanda gerçek". Geçiş’le ilgili bahsedilmesi gereken bir diğer ayrıntı da onun, Çerçeve’den farklı olarak, satır aralarında yuvalanmış belirgin bir fars özünü hissettirmesi. Hem Faye’nin
Dünya Edebiyatı
GeçişRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2018161 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2022 16. kitabı
Drago Jančar’ı 1948 Yugoslavya’sının Maribor şehrinde dünyaya gözlerini açan, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi karşıtı Sloven Partizanlar arasında yer alan bir babanın gölgesinde büyüyüp, Tito rejimi altında uzun yıllar sansüre uğrayan bir yazar olarak anlatarak başlamalı. Çünkü dertli toprakların tüm iyi yazarları gibi Jančar da, yaşamını yazınına imbikleyenlerden. O Gece Gördüm Onu da bu bakışla okunursa göz bebeklerine büyüten cinsten bir anlama sahip, çarpıcı bir roman. Jančar bize O Gece Gördüm Onu’da Veronika Zarvik’i merkezine alan bir anlatılar nehrine sokar. Orta Avrupa’da geçen bu İkinci Dünya Savaşı hikâyesini “anlatılar nehri” yapan, Jančar’ın kurgusunu beş ayrı anlatıcı ve kayan zaman çizelgesi ile yaratmasıdır. Jancar, uyku ile uyanıklık arasında “büyülü” bir şekilde başlattığı hikâyesini, temeline "toplum karşısında birey"i alarak inşa ederken; karakterler, olaylar ve zamanlar arası geçişi âdeta sıvılaşma şeklinde yapar. O Gece Gördüm Onu, tüm bu senfonik kurgusu içinde “neden ve nereye kaybolduğu bilinmeyen” bir kadının peşinde ve etrafında döner durur. Jančar sırasıyla Veronika’nın aşığı, annesi, doktoru, ev hizmetçisi ve olaylarda anahtar rol oynayan bir "köylü"ye hayat vererek bizi bu çağlayana dahil eder. Gerçekten de senfonik kurgu tabiri yerindedir O Gece Gördüm Onu için. Jančar, böylesi müzikal bir anlatıyı çağın meşhur müziklerini karakterlere arka plan yaratacak şekilde serpiştirir: Bazen kulağımızda Orta Avrupa’nın o vakitler tutkunu olduğu İtalyanca şarkılar oynaşırken, bazen Ayışığı Sonatı ile derin derin nefesler alırız. Romanın usta işi yapısının merkezine kendi kaderini eline alırken "egzotize edici erkek bakışı"na maruz kalan Veronika’yı yerleştirmesi de ayrıca dikkat çekicidir. Jančar bir yandan bu tercihi, bir yandan da “subay onuru”
Dünya Edebiyatı
O Gece Gördüm OnuDrago Jancar · Dedalus Yayınları · 2019282 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
Beğendi
·
2022 15. kitabı
Colson Whitehead’ı nasıl bilirsiniz? Ben geçtiğimiz aylarda Yeraltı Demiryolu’yla tanışmıştım kendisi ile, yakın zamanda da uzun vakitlerdir planlarımda yer alan Nickel Çocukları ile yeniden buluştum. Whitehead’ın bu iki romanı, onun çağımızın en başarılı ve nadir “faction” ya da başka bir deyişle “kurgu dışı roman” yazarlarından biri olduğunun kanıtlıyor. Kökeni André Breton’un Nadja’sına dek uzanan bu roman türünü; Didion, Capote ve Mailer’lı altın çağının ardından küllerinden yeniden doğuran Whitehead’ın, tarihi ve biyografi ögeleri kurguya yedirmek konusunda deyim yerindeyse bir edebi fetişi olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda ilk Pulitzer ödülünü de kucakladığı Demiryolu Çocukları’nda "faction"un “fiction” kısmını daha spekülatif kullanmayı tercih eden Whitehead, Trump dönemi atmosferinde yarattığı Nickel Çocukları’nda bu kez spekülasyon yerine kurgu dışını zihin filtresinden geçirip bir yansı-roman yaratmayı tercih ediyor. Nickel Çocukları, anlatısını, adli antropolog Kimmerle ve multidisipliner ekibinin, Florida’da yer alan ve hayret verici bir şekilde 2011 yılına dek varlığını sürdüren, yüzyılı aşan bir utanç vesikası olan Arthur G. Dozier "Islahevi"nin arazisinde yapılan arkeolojik çalışmalarına dayandırıyor. Çevrimiçi olarak halka açık yayınlanan bu etkileyici çalışma siyahlara çok yönlü ayrımcılığın ayyuka çıktığı Jim Crow yasaları döneminde (Jim Crow, pejoratif bir “zenci” varyantı bir beyaz uydurma adlandırması ve bu utanç dolu döneme de ismini veriyor) açılan bu okul/hapishanenin içerisinde dönen insanlık suçlarına sorgu ışığını bilimin ve sağduyunun aşık olduğumuz acımasız affetmeyişini yöneltiyor. Tam bu noktada bu "affetmeyiş"in altını çizmek önemli. Whitehead, roman karakterlerinin ağzından da söylettiği gibi Dr. King’in "sevgi"sine uzak bir
Dünya Edebiyatı
Nickel ÇocuklarıColson Whitehead · Siren Yayınları · 2019906 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2022 14. kitabı
“Varlığın kuralsız, zıvanadan çıkmış bir içeriden ya da dışarıdan kaynaklandığını sandığı, tahammül ve tahayyül edilebilir olasılığının dışına defedilmiş bir tehdide karşı o şiddetli, karanlık isyanlarından biridir iğrenme. Tehdit orada, çok yakındadır ama özümsenemez. Arzuya dil döker, onu hırpalar, büyüler ama arzu baştan çıkarılmaya yanaşmaz. Telaşa kapılarak geri çekilir. Tiksinip yadsır. Bir kesinlik, utanç verici olandan korur onu; gurur duyduğu, tutunmaya çalıştığı bir kesinliktir bu. Ama eşanlı olarak o dürtü, o spazm, o sıçrama, imkânsız olduğu denli baştan çıkarıcı da olan bir başka yere yine de sürüklenir. Bir çekme ve itme kutbu, musallat olduğu kişiyi sanki kaçılamaz bir bumerang gibi hiç durmadan, sözcüğün gerçek anlamıyla, kendinden geçirir. Julia Kristeva, Korkunun Güçleri, Çeviren: Nilgün Tutal, Ayrıntı Yayınları Jenny Hval, bir kalp atışı ile başlatır Cennet Çürüdü’yü: “Orada, orada değil, orada, orada değil.” Sayfalar ilerledikçe katmanlanan rüyalar, gerçekler ve rüyalı gerçeklikler; sandıklar dolusu dönüşümlerle karşılar okuru. Cennet Çürüdü, kalp atışının metamorfozunu anlatır bize: Susuzluktan kavrulmuş bir dil gibi apış arasından sarkan gevşek, kıpkırmızı bir cinsel organ; seramik klozetin içine kalın bir sesle sıcak süt misali akan idrar; içi dişi bir kırmızılıkta elmaların üzerinde, içeriden sızan öz su ile karışan tükürük; kırılan ve bir midye gibi açılan tırnaklardan fışkıran boncuklara dönüşen meyveler; kupkuru, çıplak, zamansız bir leke; banyoda sporlarını usul usul havaya karıştıran tekinsizce baş vermiş bir mantar. Birbirine dönüşen, birbirini yok eden, birbiri içinde çözülen ve havaya, suya, toprağa karışan imgeler sağanağı. Dokunsal ve kesitsel bir Bildungsroman olarak Cennet Çürüdü, bize memleketi Norveç’ten kurgusal Aybourne
Edebiyat
Cennet ÇürüdüJenny Hval · Umami Kitap · 085 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
Beğendi
·
2022 13. kitabı
Ottessa Moshfegh, Dinlenme ve Rahatlama Yılım'da bizi uzun ve çetrefilli bir "ev yapımı kış uykusu"na yatırır. 2000 yılı ortalarında başlayıp 9/11'e dek sürecek bu "kendin yap" yolculuğunda direksiyonda en parlak özelliği "kafa iyiliği" olan isimsiz anlatıcı oturmaktadır. Sanat tarihi mezunu, New York Yukarı Doğu Yakası sakini, beyaz-ayrıcalıklı isimsiz anlatıcımız, hikâyemizin başlangıç noktasına gelmeden önce anne ve babasını peş peşe kaybetmiştir. Bu "beklenmedik ani öksüzlük" sorunsalı, yirmili yaşlar ortası (istediği) hayata dahil ol(a)mama hayal kırıklığı ile birleşince anlatıcımız çözümü kendine bir "dinlenme ve rahatlama yılı" hediye etmekte bulacaktır. Karanlığın ve kayboluşun başlangıç çizgisi olduğu bu körlemesine maratonda anlatıcımızın yakıtı da muhtelif kimyasallardır: Çoğunluğu New York'un en ipe sapa gelmez psikiyatrı Dr. Tuttle tarafından reçete edilmiş antidepresanlar, anksiyolitikler, antipsikotikler. Anlatıcımızın farklı abur cuburları da işin içine katarak eşleştirip kendine özel "kombo"lar yarattığı bu sayısız ilaç sağanağına, türlü içkiler ve epeyce dolaylı bir kimyasal ninni yaratıcısı olarak kullandığı sayısız "B filmleri" eşlik eder. Moshfegh, kimyasallarla hikâyenin çatısını yaratır: Bir varoluştan ziyade bir yok oluş, son tahlilde sade ve sadece bir yaşayış, nehrinin renkten renge giren radyoaktif anlatı burgaçları ve ortasında bu yok oluşa işaret eden isimsizliğiyle parlak neon harflerini güneş gözlükleri ardına saklamış isimsiz anlatıcımız ile onun bata çıka ilerleyen beden ve ruh kayığı. Moshfegh, yaklaşık on beş ay sürecek bu "hibernasyon metamorfuzu"nu anlatırken oldukça tasarruflu, konsantre ve "kapsüle" bir anlatım tarzı kullanır. Merkez üssünde anlatıcımızın "kaderine gülümseyen" zavallı evinin yer aldığı, bir sanat galerisi,
Dünya Edebiyatı
Dinlenme ve Rahatlama YılımOttessa Moshfegh · İthaki Yayınları · 20221,658 okunma