Dura Mater’i bitirdiğimde, yazarın en başta söylediği o cümleyi gerçekten hissettim. “Bu kitabı okuduktan sonra, okumaya başladığın kişi olarak kalmayacaksın.” SPOİLER içerir.
Roman boyunca bilimsel bilgi, yapay zekâ, insan beyni, tarih ve sanat arasında dolaştım; çikolatanın tarihinden REM uykusuna, bilincin nasıl ortaya çıktığından nöronların işleyişine, zamanın göreceğiliğine kadar pek çok başlıkla karşılaştım. Bazı bölümler beni zorladı, hatta bazen yavaşlattı ama her seferinde Pia’ya bağlanan bir anlamla karşıma çıktı. Asıl sarsıcı olan ise sonuydu; bunu gerçekten beklemiyordum. Kitabı kapattığımda, genel yapay zekâ ile yaşayan insanların yalnızca geleceğe ait olmadığını, belki de bugün, hatta şu anda hayatımızın içinde olabileceğini düşünmeye başladım. Dura Mater, bana sadece bir hikâye anlatmadı; zaman algımı, insan tanımımı ve “şimdi” dediğim anı yeniden sorgulattı.