“ Güler  hanım odadan çıktıktan sonra düşündüm. Şu şirkette çok az kişiyle böyle bir sohbet edebilirdim. Kadın sonradan okuma alışkanlığı kazanmış, hem de iyi okumuş belli. Okuduğu kitaptan o kadar etkilenmiş ki evine onun adını vermek istemiş. Kocası da onun ne okuduğundan haberdar. Aralarında, “ evimize bu kitabın adını verelim “ diyecek kadar güzel bir iletişim var. Günlük yaşamlarını paylaşıyorlar. Adam karısıyla buldukları bir ismi tabela yapıp evlerine asıyor. Bu, değer vermek değil de nedir? Bu, birlikte bir yuva kurmak, adını koymak…
Güler hanım, metroda başını cama dayayıp sarsıla sarsıla uyuklamak yerine kitap okuyor. Şirketteki molalarında hepimiz gibi telefonda gezinmek yerine kitap okuyor. Bir eve aynı kitaptan iki tane alıyorlar, karı koca aynı kitabı okuyorlar, muhtemelen üzerine konuşuyorlardır. Kendi bahçeleri var, hafta sonu kalkıp gidiyorlar. ıhlamur yetiştiriyorlar, topluyorlar. Bütün bunlar az şey değil. Hiç değil. Şirkette, bizim bulunduğumuz katta onun dışındaki herkes üniversite mezunu. Kaçının böyle bir hayatı, kendini inşaa etme çabası, eşiyle bu kadar paylaşımcı bir ilişkisi var, bilmiyorum.”

"Ne kadar yaşlanırsan yaşlan sen de herkes gibi yaşamak istiyorsun. Ancak mezarda bitiyor hayat.
Mezara girmedikçe, gögsünün altındaki kalp attıkça sen de istiyorsun hayattan payını ..."
“Issız izbe sokaklara benzetiyorum video paylaşım sitelerini. Nasıl ki çocuğunuzu tek başına sokaklarda, gece yarısı gezmeye göndermiyorsunuz, video paylaşım sitelerinde de yalnız bırakmamalısınız.”
“Ödev, çocuklara iki şey öğretir.
Çocuklara ödev vermenin ilk nedeni becerilerini geliştirip alıştırma yaptırmaktır. Alıştırma yapmak becerileri geliştirir. Düzenli olarak ödev yapmak çocukların becerilerini geliştirir ve notlarını yükseltir.
Ancak ödev yapmak, notla ölçülmeyecek kadar önemli bir şey daha öğretir:
Sorumluluk, öz disiplin, bağımsızlık, azim ve zaman yönetimi .
Bu beceriler uzun vadede, hem okulda hem de gelecekteki hayatında çocuğa çok daha büyük başarılar getirecektir. “