Artık yeni insanlar sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp birkaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için.
Yas tutmanın beş evresi var derler: inkar, öfke, pazarlık falan filan... kağıtta çok şık durur, okuduğunda vay canına dersin, kim bulduysa bravo. Fakat başına gelince, söyledikleri gibi olmadığını anlarsın. Kitaplarda ne yazarsa yazsın, herkes kendi yasını kendi bildiği gibi yaşıyor.
Herkesin gizli bir şarkısı vardır, ömrünce içinde taşır, bazen öyle derine gömer ki zamanla kendi de unutur onu. Ta ki aynı şarkıyla sarhoş olan biriyle rastlaşana kadar. Biz aynı şarkıyla kederlenmiş, ağlamışız bir zaman. Sana o yüzden inandım. Biliyorum, başka bir zamanda söylenmiş-söylenecek, ya da söylenmekte olan- şarkıyla birbirini tanımadan birlikte dans eden insanlarız.
Tabii ki, bizden geriye be kalacak? Bir avuç toz ve üç cümle, ki bunlardan ikisi de yanlış hatırlanacaktır. Öyle ya da böyle, neticede çıplak birer hikayeyiz. Her insan yaşadığı müddetçe sonu söylenmemiş bir hikayedir.