Kırmızı topraktan seken kurşunların tozu dumana kattığı bir serpinti anında dikkatsiz şekilde sol tarafa doğru yönelen Süleyman Askerî Bey, bütün vücudunu özellikle de sağ kolunu uyuşturan bir burgu hissiyle kırmızı toprağın üzerine yıkılıverdi. Askerliğin en hazin sonlarından birisiyle karşı karşıya kalmış, vurularak toprağa düşmüştü. Başarmak istediklerini başarabilmiş miydi? İdeallerinin ne kadarını gerçekleştirebilmişti? Tarifi zor hisler arasında zaman adeta durmuştu. 28 yaşında genç bir subay vatan savunması için doğduğu toprakların çok uzağında, Kuzey Afrika’da toprağa düşmüştü. Düştükten bir müddet sonra vurulduğunu anlayıp, tepki vermesi uzun sürmedi. İlk refleks olarak kolunu kontrol etmek için sol elini sağ koluna attı, sol eliyle vücudunu yokluyordu. Aslında yaranın derecesini ve yerini tespit etmeye çalışıyordu. Fakat kolunu hareket ettirebiliyordu ve hiçbir ağrı yoktu.
Aşk bir derttir, inletir. Aşk bir ıstıraptır, zayıflatır. Aşk bir iştiyaktır, ağlatır. O nedenle Ahmed Yesevi âşıkları tanımlarken onları gece gündüz ağlayanlar diye nitelendirir.