1950'lerin ve 1960'ların teorileri maddi nedenlere ve sosyolojik açıklamalara vurgu yaparken, yeni kültürel teoriler dile, sembollere ve ritüellere dikkat çekti; nedensel açıklamalardan ziyade anlamın yorumlanmasına öncelik verdi. Örneğin artık sorun neden belirli tip işçilerin isyan ettiklerini açıklayabilmek değildi, aksine işçilerin öncelikle kendileri hakkında nasıl farklı düşünmeye başladıklarını incelemekti.
Tarih, bir ulus inşa etmekle mi ilgiliydi, yoksa ulus inşasının nasıl dışarıda bırakılanların yok sayılması ya da unutulmasına dayandığını açıklamakla mı? Tarihçinin görevi -dar ya da geniş kapsamlı da olsa- bütünlüklü bir ulusal anlatı mı sunmaktı, yoksa bu tip anlatılardaki noksanları ortaya koymak mı? Hatta tarih anlatı ile mi gerçekle mi ilgiliydi? Tarih, önyargıları ve eşitsizlikleri aklamak için kullanılan mit ya da ideolojilerin sadece başka bir formu muydu? Tarihin geçmiş hataları, şimdilerde tarih alanının kendisini suçluyordu.