Dilleri karşılaştırmanın ve eskilikleri hakkında yargıya varmanın başka bir yolu da yazıdan geçer, bu da bu sanatın yetkinliğiyle ters orantılıdır. Yazı ne kadar incelikten uzaksa dil de o kadar eskidir. İlk yazı biçimi sesleri resmetmekten değil, ya Meksikalıların yaptıkları gibi doğrudan, ya da bir zamanlar Mısırlıların yaptıkları gibi alegorik figürlerle nesnelerin kendisini resmetmekten oluşur. Bu durum güçlü duygulanımlı dile karşılık gelir ve daha bu anda bile bir tür toplumu ve güçlü duygulanımların doğurduğu gereksinimleri varsayar.
Peki nerededir bu köken? Ahlaki gereksinimlerde, güçlü duygulanımlarda. Yaşamını sürdürme zorunluluğu insanları birbirinden uzaklaşmaya zorlarken bütün güçlü duygulanımlar onları birbirlerine yaklaştırır. İnsanlardan ilk sesleri çekip alan açlık ya da susuzluk değil aşk, nefret, acıma, öfkedir:
Uzlaşımın dili sadece insana aittir. İşte bu nedenle insan, iyi yönde olsun kötü yönde olsun, ilerleme gösterir, ve bu nedenle hayvanlarda ilerleme hiç görülmez . Bu tek ayrım bizi daha uzağa götürür gibidir: diyorlar ki, bunu organlar arasındaki farkla açıklarız. Çok isterdim doğrusu bu açıklamayı görmeyi .
Aynı gözlemlere dayanarak söyleyebiliriz ki düşüncelerimizi iletme sanatının icadı bu iletişimi bize sağlayan organlardan çok insana özgü bir yetiye bağlıdır, bu yeti onun organlarını bu iş için kullanmasını ve eğer bunlar onda yoksa başka organlarını aynı iş için kullanabilmesini sağlar. İnsana dilediğiniz kadar incelikten uzak bir organ yapısı verin: elbette edineceği düşünceler daha az olacaktır; ama onunla benzerleri arasında, birinin eylemde bulunacağı, öbürünün de hissedeceği herhangi bir iletişim aracı olmaya görsün, en sonunda sahip olabildikleri bütün düşünceleri karşılıklı olarak iletmeyi başarırlar.