Dinmiş fırtınanın son bulutu!
Bir tek sensin mavi gökte gezinen,
Hüzün veriyor ışıklı güne
Bir tek senin tasalı gölgen.
Az önce kaplıyordun gökyüzünü ve şimşek
Kolunu tehditle doluyordu sana;
Ve sen gizemli bir gümbürtü kopararak
Suluyordun aç gözlü toprağı yağmurunla.
Yeter artık, gizlen! Zaman geçti,
Fırtına dindi, toprak tazeleşti yeniden,
Ve rüzgar, okşayarak yapraklarını ağaçların
Kovuyor seni yatışmış göklerden.
Seviyordum sizi: ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle;
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi,
Kah ürkeklik, kah kıskançlıkla üzgün;
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki,
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.
Kurumuş, kokusuz bir çiçek gördüm
Sayfaları arasında bir kitabın;
Bu unutulmuş çiçek, tuhaf hayallerle
Doldurdu ruhumu ansızın:
Nerede açtın? Ne zaman? Hangi baharda?
Ömrün ne kadar sürdü ? Kim kopardı seni?
Yabancı biri mi, tanıdık bir el mi?
Ve neden konuldun buraya?
Tatlı bir buluşmanın anısına mı?
Uğursuz bir ayrılığın ya da?
Yoksa baş başa bir gezinti miydi
Issız kırlarda, gölgeli ormanda?
Ve yaşıyor mu onlar bir yerlerde?
Ve acaba neredeler şimdi?
Yoksa solup gittiler mi artık
Şu gizemli çiçek gibi?