Bu amentüde geçmiş zamandan sürüp gelme var. Geçmişi inkar değil, geçmişe mahkum olmak da değil. Geçmişi görüp puslarından kurtarış söz konusudur… Bir nevi geçmiş erozyonuna set çekiş. Geçmişe saplanma veya geleceği inkar değil. Şimdili zamanı unutma, yani çağ dışı olma hiç değil… Geçmiş zamanı, gelecek zamanı şimdiki zamana getirme. Zihnimizde olan bu yalancı bölmelerin suni duvarlarını deviriş. Zaman kahramanlığı diyorum buna. Zamanı kılıç gibi kesme. Veya ateşle kızdırılıp örs üzerine konularak döğülen demire demircinin tasarruf edişi gibi zamana tasarruf etme. “Dem bu demdir, dem bu demdir dem bu dem” sırrı. Çağa tanık olma ve çağı tanık tutma. Günün adamı değil, “dem” in adamı olmak.
Yüreğim Milletimin halinden kanlıdır. Böylece bir milletin, İslam Milletinin düştüğü acı bölünme, cehalet, maddi be manevi batış hali beni tarifsiz sıkıntılara düşürür. Ama yine Allah’ın rahmeti gelir, beni ye’se düşmekten kurtarır.
İnsan ruhunun bir tapınak olduğuna inanıyorum. İnsan orada kendi içine eğilir; o dupduru suda bulanıklığa ait ne varsa temizlenmeli ve o mermersi geometride tek ışık ve tek aydınlık yansımalıdır: Allah’a inanma ışığı ve ona inanma aydınlığı.
Sesimi yükseltirsem bunun için yükseltirim. Yoksa bunun dışında dünyada hiçbir şey ses yükseltmeye değmez.