Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir.
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allaha çıkar, bendedir.
Bu hale şu türlü geldik: Bozgun ve yılgınlık… Ondan doğma şüphe ve güvensizlik… Ondan doğma küçüklük ukdesi… Ondan doğma körükörüne hayranlık… Ondan doğma taklit ve kopyacılık… Ondan doğma nefs muhasebesinden yoksunluk… Ondan doğma dış tesirlere esaret… Ondan doğma maddi ve manevi emperyalizme ajanlık ve hepsinden doğma İslamdan nefret terkini…
Bütün hesaplar bundan ibaret!..
İşte bu vasıfların şuuru içindeki gençliğin böyle bir dünya görüşüne çıkmasını ve ezelle ebed arası en büyük yenilik, solmayan renk, geçmeyen an müessisesi İslam’ın yeni ve asli idrakini kıvrana kıvrana beklemekteyiz ve görmekteyiz ki, Allah bunun öncülerini bize nasip etmeye başlamıştır.