Pencere açık; yaşadığım ev, iktidarın sürekli göğsünü gere gere övdüğü duble yolun dibinde. -Müthiş yol! Allah devletimize zeval vermesin!-
Arabalar vızır vızır birbirini solluyor, her birinin sesinden hangi marka olduklarını tahmin edebiliyorum.
Her birinin geçiş sesi farklı, her birinin geçiş hızı farklı, her birinin varmak istediği yer farklı ve peki ya ben bu evde, sandalyenin üzerinde bağdaş kurmayı başararak nereye varmak istiyorum? Hiç.
İşte böyle bir evde, böyle bir odada, pencerenin kıvrımında, duble yolun dibinde varoluş üzerine düşünceler üretiyorum. Tam da varlığımı unutmuşken, Tutunamayanlar kitabıyla var olan bir şeyin yok olması ihtimaline kafa yormaya başlıyorum.
Düşünüyorum, yarın sabah uyanıp ne yapmalıyım? Vızzzz... Ford Focus bu. Her gün bu odada kitap okuyarak nereye varabilirim? Vınnnnnn... Mercedes C180 bu. Tutunamayanlar kitabıyla ilgili düşüncelerimi nasıl dile getirebilirim? Tizzzzz... Bu bir araba değil, zihnimdeki tizliğin, sisliğin, belirsizliğin sesi (Bu doğruydu)
Böylesi uzun uzun müthiş gevezeliklerle süslenmiş bir kitaba böylesi gevezece bir giriş yapmak istedim. Sayın okuyucular beni maruz görün, muhtemelen Tutunamayanlar kitabının okuyucuları maruz görecektir.
"Tanrı, Tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin!"
Kitaptan birazcık bahsedecek olursam;
Bu kitap herkesi ilk sayfalarda kucaklayan bir kitap demeyi isterdim fakat öyle değil. Bu kitabı haketmen için ilk 200 sayfayla mücadele vermelisin, tabii ki bu mücadeleyi kendi kafanın içindeki: "Off, kitapta ne var ki böyle? Yarım bıraksam mı ya? Herkes bu kitapta ne görmüş olabilir ki?.." gibi düşüncelerle de vermelisin.
200 sayfa eşiğini geçtiğimiz zaman ne mi olacak?
Bazı hisleri kelimeye dökmekte becerikli değilimdir, bu hisleri, siz kitabı okurken pardon siz kitabı yaşarken, Turgut