li te digerim
tenêtî dibe firqet, çavên min diderizin
di berman de şemala te peng e, tu hatî baskokirin
li paş xwe vedigerim
lêvên min dicemidin
ramûseneke qefili diyarî min bike!
Casanova'ya göre "tamamen kendine özgü ve özerk bir edebiyatın ortaya çıkması için öncelikle edebi bir birikime ihtiyaç vardır, bunun için de bir miras aktarımı gereklidir" (253). Edebi mirası almak (devam ettirmek ya da karşı çıkmak) da ulusal ve edebi süzgeçten geçirmek de genellikle sürgün söz konusuysa ilk sürgünler, siyasi bağımsızlık kazanıldıysa ilk kuşak edipler, bağımsızlık mücadelesi veriliyorsa "şimdi ve burada" olan yazarların omuzlarına biner. Yeni eyleyiciler alana dahil oldukça sanatın özgül yasalarının rengi belirmeye başlar. "İlk ulusal entelektüeller edebiyatı siyasete dayandırarak özgül bir ulusal karakter yaratmaya çalışırken, bu veni gelenler uluslararası, özerk edebiyat yasalarına dayanarak ulusal çapta başka türde bir edebiyat ve edebi sermaye yaratmayı hedeflerler"
James Joyce için sürgün olmak belki bir biçim arayışı, kendi edebi dilini kurma arayışı iken Mehmed Uzun, Firat Cewerî ya da Helîm Yüsiv için sürgün tekrar ulusallaşmak, kendi anavatanında bulamadığı imkânları sürgünü anavatan ikamesine çevirerek temin etmektir.
Kürt edebiyatının çok parçalı yapısı onu zorunlu bir diyasporik edebiyat formuna sokmuştur. Edebiyatçılar anadillerinde yazamadıklan İçin anadillerinde yazabilecekleri yerlere göç etmişlerdir. Bu sadece anadilde yazma ve üretme kaygısıyla olan bir göç, bir gönüllü sürgünlük değildir, aynı zamanda aktif siyasetten ve siyasal alana maruz kalmaktan da kaçıştır. Siyasi alanda eylemekten kaçıp, anadilinde yazınsal üretim ile başka türlü bir siyasallık geliştirmektedir. Bu paradoksal durum sürgünün imkân haline dönüştürülmesiyle anlam kazanır. Casanova'ya göre "ulusallaştırılmış" uzamlardan çıkan yazarlar için sürgün neredeyse özerklikle eşanlamlıdır" ve "'s]ürgün, tehdit altındaki, özerkliğini ne pahasına olursa olsun korumaya kararlı bir yazarın en önemli 'silah'dır"