"Bir erkek, bir kadını seviyordu ve onu görmek için çok aceleci davranıyordu. Kadının, duvarları yeşil renkli ve temeli sağlam olan evi Dicle Nehri'nin karşı kıyısındaydı. Erkeğin, altın işlemeli, bahçeli ve çatısı lale bahçesi gibi olan evi ise Dicle Nehri'nin diğer kıyısındaydı. Erkek, Dicle'nin diğer kıyısında kaldıysa da kadına olan aşkı, onun aklını başından almıştı. Erkeğin gönlü, aşk hevesine kapıldıkça Dicle'ye girip karşı kıyıya geçerdi.
Bir gün kadına, "Bugün gözünde bir leke gördüm, bu leke dün gözünde yoktu." dedi.
Bunun üzerine kadın, "Bundan sonra karşı kıyıya geçmek için Dicle'ye girme ve ömrünün boynunu vurma!" şeklinde karşılık verdi.
Erkek de, "Ben on senedir bu ırmağı geçiyorum ve Dicle'yi bir damla su gibi içiyorum. Ben bir manda gibi her gün suya giriyorken, şimdi neden 'artık girme' diyorsun?"
Kadın da, "Ey canım, bu leke benim gözümde on senedir mevcut. Dicle'ye hiç çekinmeden giren ve baktığı zaman gözümdeki lekeyi görmeyen şey aşk idi. Madem aşkın bitti, Dicle'ye bir adım atarsan boğuluverirsin."
O adam ne yazık ki bu sırrı kavrayamadı ve ırmağa girip boğuldu.
İnsan, aşk evine aklı ile girmez, sevdiğinin kusurlarını görmez."
Ferîdüddin Attâr'ın (1145-1220) Mantıku't-Tayr (Kuşların Dili) isimli eserinde yer alan Dâstan-ı Merd ü Zen (Kadın ile Erkeğin Destanı) bölümünden alıntıdır. (Sayfa 18, 19, 20)
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hükümetlerin topluma değil, toplumun hükümetlere hükmettiği bir düzen diliyorum.
Devletin başına atacağımız kişinin bize "amir" değil, "memur" olduğunu hiçbir zaman unutmayın.
Siyaset toplumsal bir kurumdur.
Toplumun tüm kesimlerini ilgilendirir.
Sadece seçimlerden seçime hükümetlere hükmedemeyiz. Her daim siyasetin bir köşesinde olun.
Ve yarın nee istediğinizi bilerek oyunuzu kullanın.
"Kollektif tasavvurlar, coşkun krizler esnasında çok şiddetli vecidlerle halelenerek son derece büyük bir kudret ve kuvvet kazanırlar. Kollektif tasavvurların bu haline "mefkure" adı verilir. Kollektif tasavvurlar asıl mefkure halini aldıktan sonradır ki, hakiki inkılapları doğururlar. Mesela Türkçülerin ortaya attıkları "Türkçülük" fikri, genç bir topluluğa has bir tasavvurdan ibaretti. Bu küçük topluluğun kafasındaki tasavvuru Türk milletine yayarak onu bir mefkure haline getiren Trablusgarp, Balkan Harpleriyle, I. Dünya Savaşındaki felaketler olmakla beraber, bu mefkureye resmilik veren ve onu fiilen tatbik eden de ancak Mustafa Kemal oldu..."
"İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım..."